Tabiatın en gözde varlıklarından olan kelebek yumurtalarından biri bir ağaç kavuğuna bırakılıverir. Önce yumurtadan bir tırtıl çıkar.
Tırtıl uzun bir süre yaprak ya da diğer uygun besinleri bulur, gelişip serpilir. Belli bir olgunluğa gelince etrafına çok maharet gerektiren bir ustalıkla bir koza örer. Bu öyle bir olaydır ki tırtıl kendi kendini adeta hapseder. Bu muhteşem örgü sarayın içinde belli bir süre geçtikten sonra, tırtıl bu sarayı bir yerinden delip dışarı çıkar. Bu delik o güne kadar özene bezene hazırladığı ipeksi ağ şebekesini işe yaramaz bir hale getirir. Ancak tırtıl bu yuvada kalmayı isteme hakkına sahip değildir. Değişip güzel bir kelebek olmak zorundadır. Bunun için kendi eliyle özene bezene kurduğu sistemi feda etmek zorundadır. Aksi halde ölümünü hazırlar. İş dünyasının en gözde varlıklarından girişimci bir genç de kendini hayatın içinde buluverir. Önce büyük çabalarla kendini besleyecek çapta işler yapar. Bu arada işi gelişir serpilir.
Belli bir olgunluğa gelince gerek kurduğu şirketin içinde ve gerekse dışında bir ilişkiler ağı oluşturur. Bu ağ gittikçe gelişir, kuvvetlenir ve zaman içinde girişimci bu ilişkiler ağının yani şirketin içine hapsolur.
Artık girişimci kaybolmuş şirket ortaya çıkmıştır. Bu şirket, zamanı geldiğinde dış dünyadaki şartların değişmesini farkedip bu ilişkilerden ve iş yapma tarzlarından meydana gelen, dokunmaya kıyamadığı ve kendine çok makul ve mantıklı gelen zihnî modellerinden oluşan yapının dışına çıkmayı beceremezse... O zaman ne mi olur? İşte böyle ne yazacağını her hafta kara kara düşünen birinin yazısına konu olur. İyi haftalar...

