Kaydet
a- | +A

Koç Holding Tüketim Grubu Başkanı Cengiz Solakoğlu, aylar önce İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi''nde bir tehlikeyi haber vermişti. Solakoğlu, istikrar programının faizler üzerindeki olumlu etkisi yüzünden büyük bir tüketim çılgınlığı yaşandığını, ancak bu talep artışının sağlıklı ve istikrarlı olabilmesi için bazı tedbirler alınması gerektiğini söylemişti. Aradan aylar geçti ve son verilere göre "Yılın ilk 6 ayında haftada ortalama yüzde 8.6 artan tüketici kredilerindeki büyüme hızı yüzde 1''e indi".

Cengiz Bey bu talep patlamasına bir de ad koymuştu ''heves ekonomisi''... Vatandaş faiz düştüğü için bir anda alışverişe çıkıp gelirini yıllarca ipotek altına alıyordu. Kimi otomobil, kimi mobilya ve elektronik eşyaya saldırmıştı. Şimdilerde daha cazip ve ortalama 48 ay vadeli satışlar kesintisiz devam ediyor. Ancak vatandaşın geliri değil sabit gideri bir anda arttığı için de tüketim talebi büyük bir gerileme yaşıyor.

Bu adamlar kaliteyi gerçekten yayacak.. TÜSİAD''ın Türkiye''de kalite bilincini, başlatmak için kuruluşuna ön ayak olduğu Kalite Derneği (KALDER) artık TÜSİAD''Dan bağımsız çalışıyor ve hayatımızı gerçekten kaliteli hale getirerek bir dalgayı ülke geneline yayıyor.

Kalder Başkanı Yılmaz Argüden ve İcra Kurulu Üyesi Azmi Yarımkaya, bize bazı kalite tüyoları verdi. Anlattıklarına göre, vatandaşın bir türlü arzuladığı hizmeti bulamadığı adliye, belediye, devlet okulu, karakol, hastane gibi kurumlarda da Toplam Kalite Yönetimi''ne geçiş süreci hızlandı. Üstelik uygulama bazında bu kurumlar kendileri gönüllü olarak işin içine giriyormuş. Yılmaz Argüden''e soruyoruz; kamu kurumları genellikle kaliteli hizmet sunamamayı yetersiz ödeneğe bağlarlar. Buna vatandaş da inanır hale geldi. Sizin tesbitleriniz de bu yöndemi? Argüden''in cevabı bizi şaşırttı. Çünkü, ona göre adliyede, hastanede ve devlet okulunda mevcut mali kaynaklarla bile şu andakinden kat kat daha fazla iyi hizmet verilebileceği ortaya çıkmış...

Zafer Çağlayan elektriğe kafayı taktı Bir zamanlar komşularına elektrik ihraç etmekle övünen Türkiye, şu anda ithal edecek elektrik arıyor. Zaten doğalgaz ve petrolde kayıtsız şartsız dışa bağımlıyken, elektrik enerjisinde de ithalatın payı hızla artıyor. Sanayici ise ''denize düşen yılana sarılır'' misali aman enerjisiz kalmayalım da pahalı da olsa ithalata razıyız diyor. Birçok konuda ilginç önerilerde bulunan ve bazı önerileri de başarıyla uygulanan Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Zafer Çağlayan''ın da canına tak etti. Çağlayan, bilim adamlarına ve sektörün uzmanlarına "Elektrik Enerjisinde Ulusal Politika" konulu kapsamlı bir çalışma yaptırarak bu defa da elektriğe parmak bastı.

ChampionSA''lar Migros gibi olacak Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sakıp Sabancı, "Şimdi Carrefour''un çocukları; ChampionSA, torunları da DiaSA olacak. DiaSA''lar 10 yıl içinde 500, ChampionSA''lar ise 2004''e kadar 50 şube açacak" dedi.

Sabancı Holding''in bu operasyonu aslında CarrefourSA''nın tıpkı Koç Grubu''nun Migros''u gibi ''elastikleşmesi'' anlamına geliyor. Çünkü CarrefourSA, alışveriş merkezi ya da çok büyük hipermarket olarak yayılırken, bir bakıma ''market tarzı örgütlenmede'' treni kaçırıyordu. Halbuki Migros hem hipermarket hem de market olarak büyümesini hızla sürdürüyordu. Böylece Türkiye''nin iki devi arasındaki tatlı rekabet önümüzdeki dönemde ''market rekabeti''ne odaklanmış oluyor.

Reklamcıların bir bildiği var Önce Mavi Jeans dünyayı fethetti ve iç pazar için hazırladığı reklam kampanyasında ''Şu Türkler de çok oluyor'' dedi. Şimdi de Rusya pazarında destan yazan Colins''imiz bir yabancının Türk jeansı giyerek ''ülkeme ihanet ettim, günah çıkarmak istiyorum'' şeklindeki sözlerine dayanan reklam kampanyasını sürdürüyor. Yanlış anlamayın, amacımız bu firmaları ya da reklamcıları yermek değil. Tüketiciyi biraz yargılamak. Türk tüketicisinin bu reklamlar sayesinde (satınalma yönünde gerçekten olumlu etkiliyorsa) ortaya çıkan önemli bir zaafına dikkat çekmek istiyoruz. Gerçekten bizdeki yabancı hayranlığı bu kadar fazla mı? Biz bir ürünü satın alırken ''Avrupa malı, Amerikan, ya da Japon işi olmasına kafayı neden bu kadar takıyoruz. Kendi yerli malımızı bile tercih ederken ''yabancıların o malı kabullenmiş olması'' doğru kriter mi? Yerli ve kaliteli olması neden yetmiyor?