Kaydet
a- | +A

İnsanın ömrü rüya gibidir, geçicidir; asıl iş, fâni dünyada ebedî ahiret saadetini kazanmaktır. Yani iman edip Müslüman olmaktır.

Dünyaya milyarlarca insan gelmiş, bir müddet yaşamış, sonra ölüp gitmişler. Bunların bazıları zengin imiş, bazıları fakir. Kimi güzel imiş, kimi çirkin; kimi zâlim imiş, kimi mazlum. O hâllerinin hepsi geçti, unutuldu. Onların bir kısmı inanmış, Müslüman idi. Geri kalanları ise inanmamış kimselerdi.

Kıyamet kopunca insanlar tekrar diriltilecek; mümin olarak ölenler Cennete gidecek, orada ebedî nimetler içinde olacaklar. İnanmayanlar ise sonsuz azap içerisinde kalacaklar.

Ey insan! İyi düşün! Birkaç sene sonra, dünyadan göçenler gibi, sen de bunlardan biri olacaksın. Şimdi geçmiş senelerin nasıl bir hayal oldu ise, o zaman bütün ömrün, bütün hayatın, çalışmaların ve didinmelerin hep hayal, bir rüya gibi olacak. Fakat bu rüya gibi olan dünya hayatında bütün yaptıklarının hesabını kıyamet gününde tek tek vereceksin.

Eğer hesabını güzel verirsen Cennet nimetlerine kavuşacaksın; iyi veremezsen karşılığı Cehennem olacak. "Dinimizin ahirette başımıza geleceğini bildirdiği bütün hâller haktır. Cennet haktır, cehennem haktır ve vardır."

Akıl da, ilim de, fen de, Cennete Cehenneme inanmayı reddedemiyor. “Böyle şey olamaz” diyemiyor. İnanmayanlar, inkâr etmelerine akıl ile, fen ile bir vesika gösteremiyorlar. Hâlbuki inanmak lâzım olduğunu gösteren vesikalar sayılamayacak kadar çoktur. İnanmayanlar nefislerine, zevklerine aldanarak inkâr ediyorlar.

Hâlbuki İslâmiyet, dünya nimetlerinden faydalanmayı yasak etmiyor; zararlı şeyleri yasak ediyor. O hâlde aklı olan kimse, isteklerini ve ihtiyaçlarını Allahü teâlânın gösterdiği yoldan temin eder. İslâm’ın güzel ahlâkı ile süslenir. Herkese iyilik eder. Kendisine kötülük yapanlara iyilikle karşılık verir. İyilik yapamazsa, hiç olmazsa sabreder. Yapıcı olur. Böylece kendisi de rahata, huzura kavuşur; ahiretin sonsuz azaplarından kurtulur.

Görülüyor ki, bütün rahatlıkların ve saadetlerin başı, iman edip Müslüman olmaktadır.

İman, imanın altı şartını öğrenip bunlara inanmaktır. İman eden kimse, Allahü teâlânın emirlerini yapar; İslâm’ın beş şartını ve diğer kulluk vazifelerini yerine getirir. Bu hususta gevşeklik göstermez. Çünkü insanın ne zaman dünyadan ayrılacağı belli olmaz. Her an hazır olmalıdır.

Nice servet sahipleri vardı; sarayları, malları, şöhretleri kaldı, kendileri toprağa girdi. Nice güçlüler gitti. Nice gençler, “Daha çok vaktim var” derken ansızın ecel ile karşılaştı. Ölüm âni gelir. Akıllı insan, geçici dünya için ebedî hayatını tehlikeye atmaz. Bu sebeple iyi bir Müslüman her günü son günü gibi değerlendirir; tövbeyi, ibadeti ve salih ameli yarına bırakmaz.

Uyan aman gönlüm, ölüm gelip çatmadan;

Göçüp dünyadan, kabre uzanıp yatmadan.

Dünya bir gölgedir, aldanıp kalma sakın;

Hakk’ın rızasına yönel, fırsat elden gitmeden.

Salim Köklü'nün önceki yazıları...