Günlük hayatta birbirimizi nasıl da itip kakıyoruz. Anlık öfkelerin pençesinde tıslıyoruz. Öfke tatlı geliyor, sonrasını dünüşdürtmüyor. Ama elbette bir "sonra"sı oluyor; hep olduğu gibi. Fazlasıyla sıcak şu yaz günlerinde grip olmayı başarmış bir insanım. Herkes dışarıda gezip eğlenirken ben burnumu bile dışarı çıkartamıyorum. Antibiyotik hapsinde, vitamin gözetimindeyim. Boş boş yatmanın verdiği zaman fazlalığı sayesinde düşünüyorum. Yani temeldeki en büyük sorunumu besliyorum. Düşünmenin, insanı tüketen bir tarafı var. Benden daha büyük bir problemi göğüsleyenler ise hatırlayanlar. Ne kadar geçmişte kalmış olursa olsun illa ki her şeyi hatırlar onlar. Bunu bir çeşit gurur vesilesi yaparlar. Göğüslerini gere gere "ben hiçbir şeyi unutmam derler. Genellikle hatırlananlar tatsız olaylardır ne hikmetse. Kim kime, ne zaman, ne demiş tipi saçmalıklar. Bu, taşıyanı da lekeleyen bir kir olsa olsa. Heybede birçok kötü anı biriktirmenin nasıl bir hoşluğu olabilir ki? Çok şükür benim böyle bir hatırlama sorunum yok. Tam tersine inanılmaz derecede zayıf bir hafızaya sahibim. Hani derler ya "dün yediğimi" bile hatırlayamam. Bazen, oturup bir anı kitabı yazmayı düşünüyorum. Uzaktan hoş duyulan davul sesinin yakından hatta içinden nasıl duyulduğunu insanlara anlatmak istiyorum. Büyük bir hevesle bilgisayarımın başına geçtiğimde aklıma gelenler kopuk kopuk imgeler. Yaşanmış pekçok olay var. İnsan yüzleri... Ünlüler, ünsüzler. Çarpıcı hadiseler. Ama aralarında olması gereken bağlar kayıp. Ya oturup hayal gücümle ve yazı tekniğimle süslemem lâzım ya da olduğu gibi bırakıp aradaki örgüleri okuyucuya bırakmam... Bu sıkıntıya rağmen hatırlayamamaktan asla yakınmıyorum. Hatırladıklarım bile beni bu denli üzerken bir de diğerlerini bilsem ayakta kalamazdım herhalde. Dedim ya, gribim ve bu sıcakta hiç tercih edilecek bir durumda değilim. Fakat zaman zaman durup bir gözden geçirmek de lâzım hayatı. Biraz soluklanmak, kişileri ve olayları yerli yerine oturtmakta fayda var. Hatırlansa bir türlü, hatırlanmasa başka türlü olan anılar can yaksa bile onlara katlanmaktan başka çare yok. Geçmşin tek faydası geleceğe ışık tutması olabilir. Dünya dönse de, herşey değişiyormuş gibi görünse de asla değişmeyen tek gerçek var. O da insanın doğası ve hırsları. "Tencerem kaynarken maymunum oynarken" cinsi atasözleri bundan üçyüz yıl önce nasıl doğruyu ifade etmişlerse bugün de aynı kuvvetle gerçeği işaret ediyorlar. Evet, insanlar birbirlerini incitiyorlar. Kırmaktan geri kalmıyorlar, kırılmaktan ürkmüyorlar. Giderek kalınlaşan bir kabuğun altında kalp sesini duyuramaz hale geliyor. Zaten onu duymak isteyen kim? Günümüz dünyasında duygulara zayıflık gözüyle bakılıyor ve hissedebilenler naif insanlar kategorisinde sınıflandırılıyorlar. Bu gribin bile iyi tarafı var. Durup dinlenmek ve tedbir almak için imkân tanıyor. Neye karşıysa bu tedbir?
SÖZÜN ÖZÜ İyilik yaptığından kötülük bekle.
LEVHA Hayat, geçilmesi gereken bir imtihandan öte değildir.

