Kaydet
a- | +A

Şu deprem muhabbetinden sıkılmadılar gitti. Hangi gazeteyi açsam hep aynı terane. Tamam kabul ediyorum, yaşanan çok önemli bir felaketti ve elbette tedbirli olmak, bir daha böylesine zarar görmemeye çalışmak son derece de çağdaş bir yaklaşım. Ama her şeyde olduğu gibi bunda da işin tadını kaçırdık gibi geliyor bana. Sonuçta hepimizin beynine kazınan gerçekler var. Deprem önceden tahmin edilemez, doğal olarak deprem kuşağında bulunan bölgeler bu felaketten er ya da geç nasibini alır, insanları deprem değil binalar öldürür. E güzel. Peki ne yapacağız? Şimdiye kadar inşa edilmiş bütün binaları yıkıp yeniden mi yapacağız? Ya da bazı yerleşim bölgelerini tamamen boşaltıp göç mü edeceğiz? Elinizi vicdanınıza koyun ve hiç değilse kendinize karşı dürüst olun. Gayet iyi biliyorsunuz ki bunların hiçbirisini hiç birimiz yapamayız. Devlet de yapamaz. Zaten böyle bir şey yapılmaz. O zaman ne olacak? Köylüsünden kentlisine, cahilinden okumuşuna, zengininden fakirine herkes her dakika panik içinde mi yaşayacak? Var olan binaların takviye edilmesi işlemine gelince... Bunun ne denli pahalı bir iş olduğunu biliyoruz. Hangi babayiğit çıkıp aşağı yukarı yeni bir ev alma parasını bu işe ayırabilir? Hele de bugünkü ekonominin zor koşullarında. Bir de başka bir komedi mevcut. Tsunami... Geçenlerde Yeşilköy''de bulunan son derece de şık ve büyük bir binada faaliyet gösteren bir hastaneye düştü yolum. Gördüm ki orada görevli insanlar bile telaş içinde. Her an camdan baktıklarında burun buruna geldikleri denizin kabarıp kocaman bir dalga haline gelmesini ve hepsini yutmasını bekliyorlar. Ve bu insanlar sağlık sektöründe çalışabilecek yeterlilikte. Ya doktor ya hemşire ya da teknisyen. Can tatlı tabii. Bunu eleştirmiyorum. Kimse durup dururken ölmek istemez. Ama biraz insaf etmek lazım. Tarihte, Akdeniz''de ve bizim bölgemizde tsunami hiç yaşanmamış. Bu doğa olayının gerçekleşmesi için yüzlerce metre derinliğe sahip okyanuslardan birisinin kıyısında oturuyor olmak gerek. Bir iç deniz konumundaki Marmara denizinde tsunami olması bütün dünyayı hayrete düşürecek bir zayıf ihtimal. Peki kesinlikle olmaz mı? Orasını Allah bilir. Eğer o isterse her şey olur. Ama bu durumda da kaçacak delik olmaz zaten. Yani yapacak hiçbir şey yok. Efendi gibi günlük alışkanlıklarımıza dönüp, hayatı geldiği gibi yaşamaktan ve en az deprem kadar sıkıntılı olan mücadeleye devam etmekten başka çaremiz yok. Tabii tası tarağı toplayıp "buranın depremi beni sıktı şekerim, ben Amerika''ya yerleşeceğim" demeyecekseniz. Ayrıca kaderden kaçılmaz, Amerika''nın da büyük fırtınaları meşhur biliyorsunuz. Tabii bir ihtimal de çok yakında mümkün hale gelecek olan ay seyyahati. Valizi toplayıp "ben şöyle bir mehtaba kadar uzanacağım. Tatil dönüşü görüşürüz" tipi cümleler kurmak olası hale geldiğinde belki bu yöntemle depremden kaçabilirsiniz. Kaçılmayacak bir kaderle karşı karşıya olduğumuzu idrak eden benim gibi tipler için diğerlerinin bitmek tükenmek bilmeyen deprem konulu sohbetlerine tahammül göstermek hakikaten çok zor. Hep aynı noktalara gelmek mecburiyetinde olan bu kısır döngü, tam bir geyik muhabbeti haline geldi. Elbet bu günler de geçecek ve insanlar unutacak. İşte asıl mesele de bu zaten. Unutmak çare değil. Hatırlamak ve bundan sonrası için uygun koşullar oluşturmak bir yol olabilir. Ama henüz hayattayken karalar bağlamak da iş değil.

Sözün özü Gerçeğin hakkını sadece hatalar verir.

LEVHA Umut, uyanık adamın rüyasıdır.