Kaydet
a- | +A

Güneş parlıyor, kuşlar cıvıldaşıyor, ezan okunuyor ve ben kendimi çok şükür çok iyi hissediyorum. Bu, belki sadece bugün için geçerli, belki her gün için, belki de bazen için. Ama hiç fark etmez. Sonuçta bana göre önemli olan şu anı yani şimdiyi yaşamak. Geçmişi yaşadığımızı ve nasıl ve neden o şekilde yaşadığımızı zaten biliyoruz. Bunlardan aklımızın erdiğince ders çıkartmak elbette gerekir ama bunun dışında geçmiş, geçmiştir ve asla geri gelmeyecektir. Yarınların ise yaşanıp yaşanmayacağı henüz belli değildir. Kısacası benim için ve herkes için en gerçek ve geçerli zaman dilimi şimdidir. Şimdiki zamanın değerini bilmezsek çok önemli bir fırsatı kaçırıyoruz demektir. Çoğu kez çeşitli sebeplerden dolayı bunu kaçırıyoruz. Aslında kaçırdığımız bize tanınmış olan ömür hakkı.

Bazı arkadaşlarım tıpkı bir banka reklamında olduğu gibi sürekli yarınlara hazırlanarak yaşıyorlar ve farklı tarzımdan dolayı beni eleştiriyorlar. Size o reklamı hatırlatayım. Hani bir bayan sofrayı hazırlıyor ve annesinin hep "kendi evimiz olunca kullanırız" diye sakladığı ve hiçbir zaman kullanamadığı porselen yemek takımını anlatıyor. Bunu anlatırken kaybettiği annesinin kaçırdığı fırsatlara kırgın bir ses tonu kullanıyor. Benim fikir ayrılığım burada başlıyor. Ben diyorum ki eğer insanın zevkle aldığı bir porselen yemek takımı varsa bunu kirada otururken de kullanmalı. Çünkü yarın yaşayıp yaşamayacağımızı bilmiyoruz. Bilemeyeceğimiz gibi yarınlarda bir evimiz olup olmayacağını da bilmiyoruz. Ama şu anda hayatta olduğumuzu biliyoruz. Demek ki şu anı kaçırmanın kayıp zaman demekten başka bir anlam taşımadığı sonucuna varabiliriz. Şimdi diyeceksiniz ki "düz mantık uyguluyorsun". Hatta daha ileri gidip "laf olsun torba dolsun tipi bir yazı yazmışsın" diyenler de olacaktır. Düz mantık uyguladığım doğru. Ama "masa dört ayaklı, köpek de dört ayaklı. Demek ki masa canlı, ya da köpek masa" boyutuna vardırmıyorum.

Sadece hayatın en acı ve en gerçek gerçeğini vurguluyorum. Yani ölümü. Kabul etmek işimize gelse de gelmese de hepimiz öleceğiz. Yani televizyon reklamında söz konusu edilen yemek takımını kullanamadan ölen anne örneğinde olduğu gibi. "Senaryo işte" deyip geçmeyin. Buna benzer örnekleri yaşayan o kadar çok insan var ki dünyada. "Bu da olsun, şunu yapacağım. Ya da şu iş bitsin bak nerelere gideceğim" gibi yarınlara bugünleri emanet etmek bence düz ya da değil, mantık işi değil. Tabii ki orta yoldan şaşmamak da önemli. Benim sistemimi abartıp elde avuçta ne varsa har vurup harman savurmak da çare değil. Yani belki de dünyanın tek sırrı orta yolda bizi bekliyor. İnsanın insan olduğunu bilerek, insana yakışır biçimde yaşaması pek çok imtihanda daha az ter dökmenin çaresi olabilir. Ayrıca bütün mesele maddi değil. Parlayan güneşe ya da yağan yağmurun damlalarına bakabilmek, bundan keyif almak tıpkı şiirde olduğu gibi yaşamak sadece yaşamak ve bundan haz duymak için denemeye değmez mi? Sadece şu anda duyulabilecek mutlulukları sonraya ertelemek Akıl işi değil. Dünya kimi zaman katlanılması zor, bıktırıcı ve caydırıcı bir hapishane gibi görünüyorsa da bülbülün kapatıldığı altın kafese benzetmek de mümkün. Belki orta yolda bulunamayacak olan tek duygu durumundaki aşk bu yüzden böylesine çekici. Aşkın sadece bir cinsin diğerine besleyebileceği yoğun duygu şeklinde algılanmaması gerekir. Kulun Yaradan''a duyduğu aşk da bu fikrin tam merkezinde duruyor. Yazının başıyla sonu arasındaki duygu değişimlerini fark etmişsinizdir muhtemelen. Tıpkı hayatın her anında herkes için geçerli olan şartlar benim için de geçerli. Başladığımda daha pozitif enerjiyle doluyken ortalarda bunaldım, sonlara doğru dış etkenler beni tamamen dağıttı. Örnek teşkil etmesi için tashih etmiyorum. Her zaman anlatmaya gayret ettiğimi ispatlamanın belki de en güzel yolu bu. İlk başladığımda hissettiğim mutluluğu sonraya ertelemiş olsaydım belki de bu şansımı sonsuza kadar kaybetmiş olacaktım.

Sözün Özü Söylediğiniz sözün anlaşılacağından o kadar emin olmayın ki düş kırıklığına uğramayasınız.

L E V H A Aptallarla tartışmayın. Diğerleri aranızdaki farkı anlamayabilirler.