Kaydet
a- | +A

Güneşli ve soğuk havalarda daha fazla üşürüm. Hani "görüntü var, ses yok" misali bir durum işte... Tarafsız bölgeden dışarı bakınca gökyüzünde parlayan güneşi bütün heybetiyle görüp sevinirsiniz. Sonra yanılıp burnunuzu dışarıya uzattığınızda donma tehlikesiyle karşılaşırsınız.

Sabahları yataktan yorgun kalkma durumunun mimarı lodos, hayatımı alt üst etti. Dinmeyen baş ağrısı ve halsizlik göz altlarıma yerleşti. Günlük programıma bakınca bir yığın iş olduğunu görüp hemen bazılarını ileriki günlere atma çabasına giriyorum. Diğerlerini ise erteleyemeyeceğimi bildiğimden söylenerek güne başlıyorum.

Arada bir sahil gözümü boyuyor.

Bisikletiyle gezen, yürüyüş yapan insanlar beni de heveslendiriyor. Bir gayretle aralarına karışıyorum. Ama çok kısa bir süre sonra yine aynı burun ucu donması sendromu ortaya çıkıyor. Sizin baharla ilişkileriniz nasıl bilemiyorum ama ben zorlanıyorum. Bahar yorgunluğu meselesi zaten oldum olası bilinir. Fakat ben galiba işleri biraz ilerletip daimi bir yorgunluk moduna geçtim. Çok eski zamanlarda patronlar yani zenginler hiçbir iş yapmazlarmış. Şimdiki gibi oradan oraya koşturup yanında çalışan herkesten daha çok yorulan patron modeli yokmuş. Tam tersine onlar, geç kalkar, keyif sürerlermiş. Bir anlamda zenginliklerinin tadını çıkartırlarmış. Akşamüstleri kendileriyle aynı statüde bulunan kişilerle bir araya gelip puro içer fikir alışverişinde bulunurlarmış. Geceler ise eğlence demekmiş. Birbirinden güzel ve bakımlı eşlerini alıp o balo senin bu balo benim gezerlermiş. Tabii bunlar tarihe karışmış yaşama biçimleri. Milenyum çağında insanlar arı gibi çalışıyorlar. Ne kadar başarılı olurlarsa bir o kadar yoruluyorlar. Bir çeşit zıtlık yani. Senede bir ya da birkaç kere gidilen tatiller ise bir başka alem. Cep telefonları, diz üstü bilgisayarlar ve sürekli bağlantı halinde kalınan sekreterlerle ne denli dinlenilirse artık...

Çok çalışmanın tohumları Amerika''nın bulunmasıyla atıldı gibi geliyor bana. Avrupalılar hiç meraklı değillerdi yoksa. Ama göç ve beraberinde getirdiği mecburiyetler insanları çalışmaya yöneltti. Arazi kapma yarışları bile başlı başına yeterli bu beyin yıkanmasına. Bu çok çalışma merakına karşı değilim elbette. Ama bazen yoruluyorum doğrusu. Özellikle bahar aylarında. Kiraz çiçekleri açmaya yüz tutmuşken, doğa yemyeşil elbisesini giymişken bir ağacın altına uzanıp bütün nankörlükleri unutmak sadece temiz havayı solumak geliyor içimden. Bankalar, ödemeler, kredi kartları, çekişmeler, küsmeler vs. Hepsini geride bırakıp temiz havayla içimi temizlemek istiyorum. Yorgunsam dinlenmek bu yeterli olmadıysa daha çok dinlenmek istiyorum. Derin uykularda saflaşmak, bütün mücadelelere uzaktan bakmak ve sadece gülümseyip geçmek... Galiba ben çok şey istiyorum.

Sözün Özü Düşünmeden konuşmak nişan almadan ateş etmeye benzer.

L E V H A Hayat geriye doğru anlaşılır fakat ileriye doğru yaşanmak zorundadır.