Kaydet
a- | +A

Siyaseti sevmediğimi biliyorsunuz. Sevmediğim için yalnızca iyi örneklerle ilgileniyorum. Yoksa artık basit bir sokak edebiyatı haline gelmiş "tüyü bitmemiş yetim hakkı" meseleleriyle yüz göz olamam. Haklının haksız karşısında ezik durmak zorunda kalışı elbette tüketen bir duygu. Ama her konuda olduğu gibi bu konuda da olayı her açıdan incelemek gerekliliği var. Amerikan filmlerindeki mahkeme sahnelerini bu yüzden çok severim. Anglo Sakson yargı sisteminde ikna etmek mecburiyetinde olduğunuz bir jüri bulunur. Bu jurinin seçimi bile ayrı duruşma konusudur. Her vatandaş, eğer sabıkası ya da toplum nazarında hoş karşılanmayan bir geçmişi yoksa bir gün bir mahkemede jüri üyesi olarak görev yapmak durumunda kalabilir. Jürinin seçimi bittikten sonra esas duruşmalara geçildiğinde savcının ve avukatın karşısında zor bir engel oluşmuş olur. Kamu vicdanı ile hakimin hukuk bilgisi ve tecrübesi birleştiğinde ortaya mükemmele yakın bir adalet sistemi çıkar. Elbette bu sistemde de yanılma payı vardır. Ama en azından hukukçuların yeteneklerini sınayacak bir platformu bulunur. Mükemmel yargılama bir yana bizim gibi toplumlarda yargısız infaz yapılır. Yani konu mahkeme edilmeden, etraflıca düşünülüp incelenmeden gazete manşetlerinde ya da televizyon ekranlarında temcit pilavı haline getirilir. İki tarafın da bilgisine tarafsızca başvurulmadan vitrine konulur ve ondan sonra "suçlu" tespit edilir. Bu çarpıklığın sonucunda gerçek bir ceza uygulanmasa bile suçlu konumundaki kişi hayatı boyunca taşımak zorunda kalacağı yaftayı taşımak durumunda kalır. Aradan yıllar geçse bile sokakta yürürken insanların kendisine ilgiyle bakıp aralarında "aaa, şu adam hani şey değil mi" tipi muamelelere maruz kalır. Suçu ispatlanıncaya kadar herkes masumdur ilkesinde "ispatlamak" fiili önemlidir. Hiçbir dayanak olmaksızın adamın birisine suçlamalarda bulunmak da aslında suçtur. Bu, kesinlikle hukukçuların yapabileceği bir iştir. Profesyonelliğe saygı duymak gibi bir kaygı taşımadığımız için herkesin her işi yapmasına göz yumarız bizler halbuki. Yüze krem sürmek için bile altı aylık kurslara tabi tutuluruz ama ekrana çıkıp ahkam kesmek için herhangi bir eğitim gerekmez. Dolayısı ile de bütün milleti ilgilendiren hayati konular acemilerin vicdanına kalmış olur. Televizyonda ya da gazetede gördüğü her şeye "doğru bilgi" olarak yaklaşan halk böylece yanlış yönlendirilmiş olur. Yıllardır yaşadığımız bu saçmalıklar yüzünden kendimi günlük olayladan soyutlamaya gayret ediyorum. Daha kültürlü, daha elit ve daha modern bir çoğunluğu özlüyorum. Ama biliyorum ki şu anda içinde bulunduğumuz durumda çoğunluğun suçu yok. Renkli safsatalarla meşgul edilen halk, asıl meselelere dikkat edemeden uykuya dalıyor çünkü. Bu arada benim gibi "pes" edip köşesine çekilmek yerine hâlâ gayretle ve bıkmadan çalışmaya devam eden uzmanlar hırpalanıyor. Mesela gelmiş geçmiş en başarılı Dışişleri Bakanlarımızdan birisi olan İsmail Cem "yumuşak kalpli" olmakla suçlanabiliyor. Şimdi buna "pes" denmez de neye denir? Bunca yıllık Cumhuriyet tarihimizde dış dünya ile böylesine bütünleşebildiğimiz, gerçek olduğumuzla görüntüde olduğumuz arasında fark bulunduğunu bu kadar anlatabildiğimiz bir dönem hatırlıyor musunuz? Mustafa Kemal Atatürk''ün hayata gözlerini yummasından sonra, dünya üzerindeki Türkiye gerçeğini böylesine tasvir eden en başarılı isimdir İsmail Cem. Ama buna rağmen eleştirecek bir detay bulurlar. Sanki bulmak zorundaymış gibi zorlarlar kendilerini. Diğer taraftan cezaevlerinde yaşanmakta olan olayları hiçbir dolambaçlı yola sapmadan olduğu gibi kabul eden ve kamuoyuna anlatan Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk de eleştirilerden nasibini alır. Mahkumların daha insanî koşullarda cezalarını tamamlayabilecekleri F tipi cezaevlerini uygulamaya koymak için hazırlık yapan Adalet Bakanlığı sanki suç işlemişçesine yargılanır. Halbuki gidip sağlıklı bilgi alınmamış, çıplık gözle görülmemiştir. Dayanaksız vaziyette "bu hücre hapsidir" denilip işin içinden çıkılmıştır. Gerçekse farklıdır her zamanki gibi. O cezaevlerinde mahkumların günün belli saatlerinde bir araya gelebilecekleri spor salonları, el sanatları atölyeleri tasarlanmaktadır. Yüz kişinin kullanımına açık duş ve tuvaletler yerine herkese özel duş ve tuvaletler hazırlanmaktadır. Daha temiz, daha düzenli bir hayat standardı temin edilmeye çalışılırken daha titiz bir disiplin de tesis edilmiş olacaktır. Ama kime ne? Masa başında kendi kendine karar verme lüksü dururken kim gidip de uğraşacak bunlarla? Kendimi soyutlamakta haklıyım gördüğünüz gibi.

SÖZÜN ÖZÜ Dinlemek konuşmaktan daha çok bilgi gerektirir.

LEVHA Sıkıntı çekmemiş bir insana acıyı tarif edemezsiniz.