Yaz sonu ruhuna alışmaya başladığımız, hafif sarı, güzel günler yaşıyoruz. Dayanılmaz sıcaklara katlanmaya çalışırken hayalini kurduğum bu günlerin geldiğine çok seviniyorum doğrusu. Güneşin gökyüzünde parladığı, aydınlık gün ışığı ve bunun yanısıra tatlı tatlı esen rüzgar. Ağaçların yaprakları ağarmaya başladı bile. Doğa yavaşça kostümünü değiştirmeye hazırlanıyor. Bir geçiş dönemi ve ardından sahne sırasının kendisine gelmesini bekleyen kış... Günden güne geri saymakta olan bizler ise fikrimiz sorulmadığı için hiç değilse olan bitenin keyfini çıkartmanın peşindeyiz. Her batan güneş ile birlikte ömrümüzün bir gününün daha sonsuzluğa karıştığının yarı bilincindeyiz. Yoksa sürekli bu bilgiyi taşıyarak nasıl yaşanır? Acil gündem konuları, insanoğlunun huzursuz beklentileri falan hiç umurunda değil doğanın. Gücünün etkisiyle sakin bekliyor. Kaç bahar, kaç kış gördüğünü o biliyor. Bizler ise hiç sonu gelmeyecekmiş gibi görünen tuhaf bir telaşın esiri olmuşuz. Sanki dünyanın işi bitermiş gibi. Çıkarttığımız seslerin uzay boşluğunda hiç kaybolmadığını düşünürsek nasıl bir gürültüye sebep olduğumuzu daha rahat anlayabiliriz. Dünya, dönme hızının inanılmaz sürati yüzü suyu hürmetine bizleri üzerinde tutarken nelerin peşindeyiz? Bu ülkenin kafasına taktığı saçma sapan konulardan artık gına geldi. Son olarak patlak veren Kadir İnanır skandalı içimi sıktı mesela. Birileri, birilerine iş teklif ediyor. Gidiyorlar film çekmeye. Buraya kadarı bizi hiç ilgilendirmiyor. Aslında bana sorarsanız bundan sonrası da ilgilendirmez ya... Orada ne oluyorsa oluyor. Birdenbire yaşananları halka şikayet etme faslı başlıyor. Bu da yeni moda oldu zaten. Kimin hangi işi yolunda gitmezse bir koşu halka anlatıyor derdini. Sanki milletin hiç sorunu yokmuş gibi. O gün bugündür gazete sayfalarında ve televizyon ekranlarında olayın kahramanlarından en az birisini mutlaka görüyoruz. Buna mahkum edildik çünkü. Bu ülkede hiç mi kitap yazılmıyor, hiç mi tiyatro oyunu sahnelenmiyor? Hiç kafası çalışan insanların icraatları yok mu? Kendimizi İbrahim Tatlıses sendromundan yeni kurtarmışken şimdi bir de Kadir İnanır ile mi uğraşacağız? Yayınlanmakta olan televizyon dizilerine bir bakın. Ne kadar kolaya kaçıldığını, ne kadar ucuza mal edilip hangi fahiş fiyatlara pazarlandıklarını kolayca anlayabilirsiniz. Akılda kalacak en küçük bir kısmı bile olmayan sabun köpüğü işlere imza atarak servetine servet katan insanları zaten uzun yıllardır baş tacı etmiş bu halk.
Tabii bu cümleleri hak etmeyen gerçek sanatçıları tenzih ederim. Ben tamamen art niyetli, art niyetli olmasa bile yetersiz kişileri kast ediyorum. Bunların bir yandan zengin olup bir yandan da şöhrete kavuşmalarına zaten fazlasıyla sebep oluyoruz. Ben ve benim gibi bir çok kişi biraz zekamıza hitap edilmesini istiyoruz. Bize bilmediğimiz bir şeyler söyleyecek, bize katkıda bulunacak fikir ürünlerini özlüyoruz. Şu anda yayında olan işlerden daha fazlasını hak ettiğimizi düşünüyorum doğrusu. Son bahardan başlayıp Kadir İnanır''a, oradan da kalitesiz dizilere geldik. Bütün bunlar pek çok insanın ortak düşünceleri. Ama herhalde her zaman olduğu gibi bizi dinleyen olmayacaktır. O yüzden bunları boş verip sonbaharın güzelliğini izlemek daha doğru.
SÖZÜN ÖZÜ Küçük şeyler küçük zihinleri etkiler.
LEVHA Tarihte hiçbir insan son sözü söyleyen olmayacaktır.

