Kaydet
a- | +A

Onunla nasıl tanıştığımı hatırlamaya çalışıyorum. O kadar uzun yıllar geçti ki başarılı olamıyorum. Hayatımın çok önemli kilit dönemlerinde bulunmuştu. Kendi gelişimimle ilgili herhangi bir kesiti düşündüğümde gözümün önüne hemen onun muzip ifadeli yüzü geliyor. Ben küçücük bir çocukken, siyah beyaz televizyon ekranında Tele Kutu isimli yarışmayı sunuyordu. TRT''nin o sert ve resmi yüzünde bir gülümsemeydi. Genel kuralları pek de belli etmeden çiğniyordu ve istediğini söyleme özgürlüğünün ilk sinyallerini veriyordu. Seyircilere şirin görünmek için en ufak bir çaba harcamıyordu. Farklıydı, özeldi. O çocuk aklımla Cenk''in hayranı olmuştum. Kendi esprilerine "soğuk" damgası vuracak, kendisine "buzdolabı" lakabını takacak kadar cesurdu. Gün gelip de tanışacağımız, birçok şeyi paylaşayacağımız aklıma bile gelmiyordu. O, ekranın ünlü bir sunucusuydu bense küçük bir çocuk... Evde bizimkiler kızacağımı bildikleri için Cenk''in aleyhinde tek kelime bile etmezlerdi. Aradan yıllar geçti. Üst kat komşumuz Müjdat Gezen, Yeşil Kabare''de program yapmaya başladı. Onu izlemeye gittiğimizde Cenk''le tanıştım. Aynı ekrandaki gibiydi. Ne eksik ne de fazla. Olduğum gibi görünmeyi ondan öğrendim ben. Doğru ve dürüst olmayı, sanat camiası gibi kaygan bir zeminde bile kişilikli davranılırsa "adam" olunacağını ondan öğrendim. Tanışıklığımız yıllara yayıldı. Yeşil''den Elma Kabare''ye geçtiler. Program inanılmaz ilgi topluyordu. Her gece hınca hınç doluyordu salon. Müjdat''ın esprileri Cenk''in genel tavrıyla birleşiyor, ortaya insanları kahkahadan kırıp geçiren bir gösteri çıkıyordu. Bizler, program öncesinde ve sonrasında onlarla birlikte olabiliyor, özel hayatlarını gözlemleyebiliyorduk. Sonra bir sabah Cenk''in kalp krizi geçirdiği haberi geldi. İnanamadım. Müthiş bir telaş içinde Koşuyolu Kalp Kliniği''ne gittiğimizde tehlikeyi atlatmıştı. Odası birçok insan ve çiçekle dolmuştu. O ise yine aynı muzip ifadeyle yatağında yatıyor, espriler yapıyordu. Kimseyi üzmek istemiyordu. "Bunu da atlattım" diyordu. Etrafı çok kalabalık bir yalnızdı o. Birçok arkadaşı vardı. Ama akşam olup herkes evine çekildiğinde tek başına kalırdı. Yıllar önce bir evlilik yapmıştı. Bu konudan pek söz etmezdi. Bu evlilikten doğan oğlu onun yaşam sevinciydi. Boşandıktan sonra çocuğunu yanına aldığını gördüğüm ender erkeklerden birisiydi. Bu arada program hâlâ sürüyordu. Yazın gelmesiyle birlikte Caddebostan Maksim Gazinosu''nda çalışmaya başlamışlardı. Avukatlığı, tenis hakemliği, reklamcılığı, yazarlığı ve Beşiktaş''lılığı hep konu edilirdi. İnsanlar ona takılmayı severdi. Ve o hiç lafın altında kalmazdı. Çok hazır cevaptı. Sonra araya kilometreler girdi. Yollarımız bir müddet için ayrıldı. Ama uzakta da olsak Cenk''in zor zamanımda yanımda olacağını biliyordum. O bir dosttu. O sevdiklerini yarı yolda bırakmazdı. Ve unutmazdı. Ben yurt dışındayken ikinci kalp krizini geçirdiğini öğrendim. Yanında bulunamadım ve derin bir vicdan azabı çektim. Allah''tan "onu da atlatmıştı." Derken tesadüfler birbirini izledi ve benim yolum ilk özel televizyona düştü. Sunuculuğa başlayacaktım ve panik içindeydim. Başlangıcı canlı yayınla yapacaktım. İşi ciddiye alıyordum ve başaramamaktan ölesiye korkuyordum. Prova günü korkudan ateşim kırka çıkmıştı. Ama yanımda bir dost vardı. Cenk Koray. Beni onun yanına vermişlerdi. Uzmanlık dalı olan bir Pazar gündüz yayınını birlikte sunacaktık. Sesim titrediğinde, lafı karıştırdığımda, çuvalladığımda Cenk hep yardımıma koştu. Sırtımı ona dayamış, yavaş yavaş mesleği öğreniyordum. Yıllar önce ekrana yapışıp izlediğim kişiden sunuculuğu öğreniyordum! Aramızda yıllardır tanışıyor olmanın rahatlığı vardı. Başkası olsa sinirleneceği durumlarda bana anlayış gösterirdi. Çok keyifli bir dönemdi. Tam kendi ayaklarımın üstünde durmaya başladığımda tek başıma kaldım. Televizyon şirketinin yayın politikası gereğince ayrı programları sunacaktık. Temelim sağlam olduğu için tökezlemedim bu kez. Cenk, bana öğretebileceği herşeyi öğretmişti çünkü. O günden sonra hep tek başıma ve canlı yayınlarda çalıştım. Arada sırada yine görüşüyorduk. Sonra bir gece inanmakta zorlandığım bir haber aldım. Cenk''in oğlu ölmüştü. Yanlıştır diye düşündüm. Ondokuz yaşında sapasağlam bir çocuğun, üstelik de Cenk''in çocuğunun ölmesi inanılacak iş değildi. Ne yazık ki haber doğruydu. Suadiye''deki evine vardığımda Cenk şok geçirmiş vaziyette dolaşıyordu. Ev kalabalıktı. Cenk her zamanki gibi davranıyordu. Ama ben onun içinde bir şeylerin öldüğünü gözbebeğinde okuyordum. Bir daha asla eskisi gibi olmadı. Kendisine acınmasını istemiyor, olayı dramatize etmiyordu. İmanlıydı. Her şeyin Allah''tan geldiğini bilir, asla isyanı çağrıştıracak bir kelime söylemezdi. Birkaç kez televizyon programlarına birlikte konuk olduk. Benimle gurur duyduğunu, yetiştirdiği tek öğrencisinin ben olduğumu söylerdi. Cenk benim hocamdı. Dostumdu. Tutunacak dalımdı. Başsağlığı dilemek için arayan bir arkadaşımdan öğrendim vefatını. Üçüncü defa kalp krizi geçirmiş, bu kez atlatamamıştı. Kendimi boş hissediyorum. Hayatın geçiciliğini ve anlamsızlığını bir kez daha fark ediyorum. Yakınlarım bu dünyayı terk edip gittikçe sıranın bana gelmekte olduğunu düşünüyorum. Bazı olaylardaki haklılığımın şahitleri azaldıkça haksız duruma düşüyorum. Ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı bilemez haldeyim. Ben onu yaşarken bile özlerdim şimdi ne yapacağım? Kaç gündür "Cenk''i arayayım" diyordum. Araya giren işlere şimdi lanet ediyorum. Bir kez daha sesini duysaydım, son kez konuşsaydım... Sen beni hiç yalnız bırakmazdın Cenk. Ben şimdi ne yapacağım? Hakkını helal et hocam!

SÖZÜN ÖZÜ Dost, sevgiliye kavuştuğunda mutlu olur.

LEVHA Yolun sonu herkes için aynıdır.