Hayatta en korktuğum insanlar sinsi olanlardır. Düşündüğüyle söylediği bir olmayan bu tipler tehlikelidir. Sinirlendiği halde alttan alabildikleri, nefret ettiği halde seviyormuş gibi davranmayı becerebildikleri için her konuda yalan söylemekten de rahatsız olmazlar. Siz, güvenir içinizi açarsınız. En gizli sırlarınızı paylaşırsınız. Anlatır, anlatırsınız. Çok sonra farkedersiniz ki o, hiçbir şey söylememiş kendisi hakkında. Evinize sokar ailenizle tanıştırırsınız. Ama aynı ayrıcalığı o size tanımaz. Bu pasif direnişi o kadar sessiz ve derinden sürdürür ki farkına bile varmazsınız. Daha sonra gerektiğinde kullanabilmek için bilgi depolar. En ilgisiz gibi görünen konularda bile sayısız sorular sorar. Siz, sevdiği için ilgileniyor sanırsınız. Halbuki amacı farklıdır. İnceliklerin detaylarda saklı olduğunun bilincinde olduğu için soruşturmaktadır. Arkadaşlarınızla tanıştırırsınız. Herkese güler yüz gösterir. Onlara da olur olmaz sorular yöneltir. Anne baba adı, çocuğu var mı yok mu, doğum tarihi, memleketi, adresi, işi ve daha yüzlercesi. Siz, sıkılsanız bile belli etmezsiniz. Bu arada alışmaya başlarsınız tarzına. Bir müddet sonra yadırgamaz olursunuz. Zannedersiniz ki ömür boyu sürecek bir arkadaşlığın temelleri atılıyor. Ne zaman başınız sıkışsa başvurabileceğiniz bir dayanağınız var. Yanıldığınızı onun sizinle işi bittiğinde anlarsınız. Anlamsızca ortadan kaybolduğunda bir de bakarsınız ki, nerede arayacağınızı bile bilmiyorsunuz. Hasbel kader yakalasanız bile sudan bahanelerle sizi oyalar ve yeniden sırra kadem basar. O noktadan sonra tahammül edilmez bir cep telefonu dramı yaşamaya başlarsınız. Kırıldığınız için önce birkaç gün aramazsınız. Boşuna onun aramasını beklersiniz. Ses çıkmayınca bütün iyi niyetinizle normalde böyle yapmayacağını düşünür, endişelenirsiniz. Ve başlarsınız aramaya. Taşınabilir cep telefonlarını bir teknoloji harikası zannetmektesinizdir. Aradığınızı hemen bulabileceğinizi farz edersiniz. Halbuki bu telefonların bile, işe yaramaları, muhatabınızın iyi niyetine bağlı dır. Eğer o bulunmak istemiyorsa hiçbir şansınız yok demektir. Dönelim sizin dramınıza. Aradığınızda önce telefon kapalı olur. Siz, kapatmayacağını, olsa olsa kaplama alanı dışında bulunduğunu tahmin edersiniz. Aramaya devam edersiniz. Fakat uzunca bir süre durumda değişiklik olmaz. Siz, işi inada bindirirsiniz ve her beş dakikada bir arar hale gelirsiniz. Sonunda, karşı tarafın telefonu çalar. Çalar, çalar. Çalar da açan olmaz. Onun telefonunun ekranında kendi numaranızın göründüğünü bilmektesinizdir. Size böyle davranmasını hazmedemezsiniz. Çaldırmaya devam edersiniz. Sonunda Türk Telekom "hâlâ anlamadın mı, açmıyor işte" dercesine hattı keser. Siz, birkaç kere daha aramaya niyetli, yeniden tuşlara saldırırsınız. Ama ilk denemenizde karşınıza bant kaydı çıkar. "Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor. Mobil telefon kapalı vs. vs." Bunu hak etmek için ne yapmış olabileceğinizi sorarsınız kendinize. Ortak geçmişinizi tekrar gözden geçirirsiniz. Ama ne yaparsanız yapın bir sonuca ulaşamazsınız. Bu sefer ajan gibi davranıp bir başkasının telefonunu kullanırsınız onu aramak için. Karşı tarafın telefonu çalar ekranda farklı bir numara göründüğü için en geç üçüncü çalışında cevap gelir. O çok iyi tanıdığınız ses merakla "alo" demektedir. Artık onun adına uyduracağınız hiçbir mazeret kalmamıştır. Derinden ama çok derinden kırılır kalbiniz. Bir şeyler mırıldanıp kapatırsınız bir an önce. Bu durumda kim kaybeder? Önce siz. Sinir sağlığınızı çok kıymetli olan vaktinizi, insanlara olan güveninizi kaybetmişsinizdir. Hiç suçunuz olmadığı halde ağır bir biçimde cezalandırılmanın mantıksızlığı ezer benliğinizi. Sonra, ama çok sonra, yaş kemale erip menfaati olanlar ortadan bir bir kaybolduğunda ise o kaybeder. Hem de her şeyini. Sağlıksız ve yalnız bir yaşlılığa mahkum edildiğinde sizi ya da sizin gibi canını yaktığı diğer insanları hatırlar mı, pişman olur mu bilinmez. Ama onun da canı yanar. Umarım yanar.
SÖZÜN ÖZÜ Bir şekilde doğar, fakat binbir şekilde ölürüz.
LEVHA
Susmak ilgilenmemenin en iyi işaretidir.

