Gürdal da gitti.
Bu aldığımız kaçıncı ölüm haberi...
Son günlerde kaybettiğimiz sanatçılarımızın hepsi sevdiğim, tanıdığım, saydığım kişilerdi. Ama Gürdal''ın acısı bir farklı yaktı içimi. Belki ev ortamında, ailece görüştüğümüz bir dönemi paylaştığımızdan, bilemiyorum. Annesine hepimiz Sevim abla deriz. Hakikaten herkese ablalık yapan, tanıdığım en fedakar insanlardan birisidir. Marifetli elleriyle yaptığı yemekleri kaç kere afiyetle yedik. Gürdal Tosun babasının oğluydu tam anlamıyla. Allah''ım bu geçmiş zaman eklerine ne müthiş bir hızla alışıyoruz. İşte, haberi alalı daha bir saat olmadan "dı ve di" ilavelerine başladım bile. Evet Gürdal, rahmetli babasına çok benzerdi. Annesi ve abisi ise onun üstüne titrerdi. Yaşı itibariyle bizim arkadaşımız abisi Erdal''dı. Tipik bir, "arkadaşımızın kardeşi" modundaydık. Gürdal''ı sevmeyen yoktu. Aile çevresinde çok şirin bulunur, yaptığı esprilere gülünürdü kahkahayla. İş hayatında uyumlu, yetenekliydi. Diğer iş kollarına göre çalışanların daha iç içe olmak zorunda olduğu tiyatroda, herkes birbiriyle didişirken o sakin kalırdı. Çok sevilmesinin bir sebebi de buydu. Yılmaz Erdoğan ve Demet Akbağ ile çalışmaya başladıktan sonra Gürdal''ı televizyon izleyicisi de daha yakından tanıdı ve benimsedi.
Erdal''ın sevgili karısıyla evlendiği dönemi hatırlıyorum. Gürdal nasıl da mutluydu. Erdal gerçekten çok iyi bir insanla evlilik yapmıştı. Hanımına hepimiz bayılmıştık ama en çok Gürdal sevinmişti bu işe. Gizliden gizliye kendisinin yaşamayacağı mutluluklar olduğunu biliyordu bunların. Çünkü doktorlar hiç ümit vermiyorlardı. Çok aşırı kilolu olması sağlığını ciddi anlamda etkiliyordu. İleri derecede şeker hastasıydı ve böbrekleri çalışmıyordu. Bu yüzden sürekli diyaliz makinesine girmek zorundaydı. Kimseyi üzmemek için tedaviye kendisi gitmeyi tercih ederdi. Ama annesi onu bırakmazdı. Zaten Sevim ablanın hayattaki en büyük üzüntüsü Gürdal''ın sağlık durumu idi.
Bizim evde yaşanan bir geceyi hatırlıyorum. Dilara çok küçüktü. Erdal''ın eşi ise bebek bekliyordu. Hepimiz yeni bebek için heyecanlıydık. Ama diğer yandan Erdal''ın canı sıkkındı. Kardeşini organ nakli ameliyatına ikna edemiyordu. İlaç ve diyaliz tedavisinin son aşamasına gelinmişti ve yapılacaklar tükenmek üzereydi. Gürdal ne hikmetse ameliyat olmak istemiyordu. O gece bu konuyu uzun uzun konuştuk. Çareler üretmeye çalıştık ama sonuç vermedi bu gayretimiz. Onları en son Erdal''ın bebeği dünyaya geldikten sonra gördüm. Zamanla birbirimizi kaybettik. Gazetelerde iki kardeşin birlikte lokanta açtıklarını ve Gürdal''ın çok kilo verdiğini okudum. Umutlandım açıkçası. Bir şekilde işlerin düzelmeye başladığını düşündüm. Demek ki yanılmışım.
Bu sabah (Perşembe sabahı) telefonuma gelen bir mesajla yıkıldım. Bir arkadaşım Gürdal''ın vefat ettiğini duymuş, bana bildiriyordu. Bu kadar üzüleceğimi tahmin etmemiştim. Bir anda bütün o hatıralar gözümün önünden geçti. En çok Sevim ablayı düşündüm. Evlat acısını o kalp nasıl kaldırır? Erdal''ı düşündüm. Kardeşine onun kadar bağlı kimseyi tanımadım şimdiye kadar. Küçük Kiraz''ı düşündüm. Amcasına bayıldığını biliyorum. Bir cenaze daha! Siyah gözlüklerin, baş örtülerinin ortaya çıkmasına bir sebep daha. Tiyatroda tören, konuşmalar, alkışlar ve kara toprak... Bir kez daha. Sözcüklerim bitiyor ama gözyaşlarım sürüyor.
Sözün Özü Ölüm keskin bir çizgidir.
L E V H A İnsanoğlunun acizliği acınası bir boyuttadır.

