İnsanoğlunun ne istediğini kendisinin de bildiğini pek zannetmiyorum. Sürekli belirlenen yeni hedeflerin peşinde koşma sürecine yaşam deyip geçiyoruz işte. Kimimiz ciddi, kimimiz vurdumduymaz yuvarlanıp gitmek kavramı bu olsa gerek. Maddi ve manevi olarak seçtiğimiz noktalara ulaştığımızda ise tatmin olup huzur duymak yerine her şeye yeniden başlıyoruz. "Tamam bu konu halloldu ama öteki ne olacak" tipi bir anarşist soru cümlesi sonucunda koşuşturma kâbusu tekerrür ediyor. Hayatın kendisinin bile bir başı ve bir sonu olduğunu kavrayabildiğimizi sanmıyorum. Büyük bir cömertlikle harcadığımız saniyelerin bir daha asla yerine konulamayacağını ve dünyaya gözümüzü açtığımız andan itibaren devamlı geri saydığımızı unutuyoruz. Dünyevi isteklerimiz o kadar çok ki varlığımızın ana fikrini araştıramıyoruz. Bugün Pazartesi. Hafta başında bu karamsarlığın nereden çıktığını merak ediyorsunuzdur. Aslında bunun cevabını ben de bilmiyorum. Son günlerde arkadaşlarım sık sık kötümserleştiğimden dem vuruyorlar. Halbuki yazının başında tarif ettiğim gibi hedeflerimin çoğuna ulaşmış durumdayım çok şükür. Ama merak etmeden duramıyorum. Her miktarda paranın, her eşyanın, her objenin bir kullanma ve tükenme noktası varken asıl meselemizin hayatın kaynağı olan sevgi olması gerekmez mi? Biz çeşitli boş işlerin peşinde ömür tüketirken, detaylarla haşır neşir olurken önümüzde yer alan müthiş sırrın çözümünden uzaklaşmıyor muyuz? Muhakkak bir sebebi vardır bunun. Ama benim tecrübe ettiğim kadarıyla sevmek ve sevilmek bile bugünün materyalist dünyasında sonuçsuz kalıyor. Bir insanı canınızı verecek kadar sevip uğrunda her şeyinizden vazgeçmeyi göze alsanız bile bir işe yaramıyor. Devamlı iş başında olan nefs, "bu, beni bu kadar çok sevdiğine göre bende üstün nitelik var. Demek ki daha iyilerine layıkım" diye çığlığı basıyor ve sizin bütün emekleriniz çöpe atılıyor. Kötü tesadüflerin hep benim başıma geldiğine inanmıyorum. Tespit ettiğim kadarıyla herkes aynı dertten mustarip. Bu belki de teknolojinin ilerleyip hayatın sıkıştığı milenyumun bedeli. Bu gerçeğin karşısında objektif bakışlarla durduduğunuzda ve üşenmeyip azıcık düşündüğünüzde benim gibi grileşiyorsunuz işte. Elbette benim düşünmem ve üzülmem hiçbir şeyi değiştirmeyecek ama hiç değilse boş hayallerin uğrunda çırpınıp sonuçta daha derin yaralar almaktan kurtuluyorum. Kısacası savunma mekanizamı çalıştırıp dış kabuğumu kalınlaştırıyorum. Bu sayede insanların beni üzmelerinden azıcık da olsa kurtulmayı başarıyorum. Evet bugün Pazartesi, kimbilir ömrümüzün kaçıncı pazartesisi. Kimbilir kaç Pazartesimiz kaldı. Ve sizce bu pazartesi değişecek ne olabilir?
SÖZÜN ÖZÜ Söylenecek sözün bittiği yerde umutsuzluk başlar.
LEVHA Umut aşkın ilacıdır.

