Kaydet
a- | +A

Kaybetme korkusu insanın içine bir kez yerleştikten sonra ondan kurtulmak çok zor. Bir sonraki dakikanın hangi olumlu ya da olumsuz sürprizi taşıyacağını bilememenin verdiği kullara mahsus acziyeti bütün hücrelerde hissetmek hem tevekkül etmek hem de ürkmek demek. Gece kararıp kalmayacağına göre, mevcut sıkıntıların da sırası geldikçe yok olacakları belli. Ama yine de katlanmak bazen çok kıvrandırıyor. Elbette bir yandan dünya dönüyor, her dakika küçük bebekler doğuyor, bir yerlerde birbirini çok seven çiftler evleniyor. Ama ateş de düştüğü yeri yakıyor. Büyük balığın küçük balığı yediği, güçlünün güçsüzü ezmekten zalimce zevk aldığı, kimsenin anlattığı kadar iyi kalpli ve cömert olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Düşene sert bir tekme atarak eşlik etmenin dostluk zannedildiği bu zamana ahir zaman diyoruz. Benim asıl ilgimi çeken ise cihan peygamberinin hayata gözlerini yummasından itibaren yaşanan her dilime ahir zaman denmiş olması. Bu hesaba göre insanoğlu edebinden feragat etmek için hep bu mazerete sığınmış oluyor. "Ne yapalım, çaldım çırptım ama ahir zamanda yaşıyordum" gibi cümleler ancak nefislerin sıkılmadan dinleyebilecekleri, saçmalık oranı yüzde doksan dokuzlara varan bir konferans. Annelerin kızlara akıllı davranıp illa ki zengin bir adamla evlenmelerini salık verdikleri, sıradan dünyalıkların insanlara her konuda akıl vermeye kalkıştıkları, eleştirinin hakarete karıştığı, cimriliğin iktisat olarak isim değiştirdiği bu düzen içinde huzurlu olduğunu iddia etmek gerçekten cesaret istiyor. "Aman evladım, çok sevdiğin birisiyle evlen, para pul elbirliğiyle kazanılır fakat sevmediğin bir insanla hayat işkenceye döner" diyerek sevgiye değer verildiği günler hiç yaşandı mı acaba? Acayip kılıklarla yarı çıplak sokaklarda dolaşmak ve ipe sapa gelmesi mümkün olmayan sözcükler sarfederek "konuşuyorum, bayağı da iyi oluyor" demek nasıl akıl işi değilse, bu tiplere toplum içinde geçici saygınlık kazandırmak mantık işi değil. Gençliğin verdiği sonsuz enerji ve neşe içinde yaşarken, yürümekte zorlanan, önünü görmek ve tek parça halinde eve dönebilmek için torununun omuzuna yaslanan bir yaşlıyı anlamak zor gelebilir. Kaderin kendi köşesinden şakacı gözlerle izlediğinde gördüğü ise yaşlanmanın ve ölümün, hayata gelmiş olan tüm canlıların başına geleceği. Elbette iyi ya da kötü olmak insanın kendi seçimi. Sonunu düşünmeden sadece kendi zevki için yaşamayı seçmişse buna kimse karışamaz. Buradaki incelik, başkalarının haklarına gösterilmesi gereken saygıda gizli. Özgürlük, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadan yaşanırsa kıymetlidir. Yoksa onun adına tecavüz denir. Ve adından da anlaşılacağı gibi çirkin bir davranış biçimidir. Kazanmak için her yol mübahtır felsefesiyle hareket edilirse, rakiplere de aynı yol açılmış olur. Bu takdirde ortaya çıkan karmaşa ise bizim şu anda "iş hayatı" dediğimiz kaos ortamını hazırlar. İnsanların makamlarına ve banka hesaplarına saygı göstermek kadar mide bulandırıcı bir şey olamaz. Zengin ve güçlüyken görüntüde bulunup, mümkün olduğunca göze girmek ve bundan menfaat sağlamak nasıl bir meslekse... İşin tuhafı parlak zekaya sahip olduğu mevkiinden anlaşılacak kişilerin bu tip dalkavukluklara müsaade etmesi. Diyeceksiniz ki "herşey mükemmel olsa burası dünya olmazdı." Doğru ama bu cümlenin arkasına sığınarak mevcut şartları daha da kötüleştirmek, tercih edilecek bir çözüm müdür? Sımsıcak yaz güneşinin altında oturmuş bunları düşünüyorsam, insanların birbirlerine kötü davranmalarından üzüntü duyduğum için. Milletin gözünü kazanma hırsı bürümüş, başka hiçbir şeyi görmüyor. Aynı kişi bir gün önce makamında saygı ve sevgi görürken, bir gün sonra dikkate alınmıyorsa ve gözden düşüyorsa, bence bu endişe vericidir. "İyi ki onun yerinde değilim" diye sevinenler herkesin sırasının geleceğini unuturlar. Yine döndük dolaştık ahir zaman mazeretine geldik işte. Kul hakkının ne kadar önemli ve değiştirilemez olduğunu yirmidört saat aklımızda tutabilsek, ahir zamanda olsak da olmasak da daha olumlu davranabilirdik sanırım. Mesela şu anda benim yazdığım yazıyı okumak için zaman ayırdığınızda, gözlerinizi ve aklınızı yorduğunuzda bana hakkınız geçmiş oluyor. Ricam, ahir zamanda olmamıza rağmen hakkınızı helal etmeniz.

SÖZÜN ÖZÜ Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.

LEVHA Bugün başkasının yaşadığı kâbus, yarın senin gerçeğin olabilir.