Çocuk meselesine taktım aklımı. Sonbahar, yaprakları sarının her tonuna boyamaya devam ederken hava da soğumaya başlayacağının sinyallerini veriyor. Bütün yaz boyunca mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıklarından şikayet edip durmuşken şimdi de soğuklar hakkında söylenmek mantıklı değil.
Dünkü yazımda bahsettiğim sokakta yaşayan çocuklar açısından bakınca meseleye iş değişiyor tabii. Yazın nefes aldırmayan sıcakları her ne kadar hasta ediyor ve deprem korkusunu beraberinde taşıyorsa da en azından öldürmüyor. Ama soğuk öldürebilir. Gecenin ayazında ellerini boş ceplerine sokarak hayatta kalmaya çalışmak kolay değil. Peki, bu çocuklar kim? Kimler tarafından dünyaya getirilmiş ve şimdi aileleri nerede? Bu soruların cevapları kişiden kişiye değişir elbette ama tahmin ediyorum, ortak noktaları acı ve çaresizliktir. Yine de sebebi ne olursa olsun küçücük çocukları sokağa bırakmak akıl alır gibi değil. Ülkemizin imkanları böyle çocuklara yeterli oranda bakacak kadar müreffeh değil ne yazık ki. Herkeste, bu zor koşullarda nasıl çocuk büyüteceğini bilememenin sıkıntısı mevcut. Doğru ve yeterli şartlarda bir bebeğe bakmak ortalama zengin işi. Tam teşekküllü bir hastanede hamileliğin ilk aylarından itibaren yapılması gereken kontrollerden tutun da normal ya da sezaryenle bebeği dünyaya getirene kadar ödenenler ciddi miktarda para harcanması demek. Tabii bunlarla bitmiyor. Aslında bunlarla başlıyor demek daha doğru olur. Çünkü çocuk, bezinden mamasına, doktorundan, giyimine kadar her anında masraf demek. Eskiler daha rahat şartlarda yaşıyorlarmış. En azından ülkenin standartları belliymiş. Genel olarak imkansızlıklar söz konusu olduğunda elle gelen düğün, bayram havasına girip yuvarlanıp gidiyorlarmış. Ama şimdi öyle değil. Günümüzde elimizin altında ya da en azından gözümüzün önünde envai çeşit imkanlar var. Değme zengin ülkelerdekinden farklı değil olanaklar, tabii bütçeniz müsaitse. Bunları görürken daha azıyla yetinmek zorunda olmak insanı daha çok üzer diye düşünüyorum. Haklarını yemeyelim. Devlet hastaneleri de dar bütçelerine rağmen mümkün olduğu kadar hizmet vermeye gayret ediyor. Sağlık da tıpkı adalet gibi, uğrunda çok para harcanması gereken bir sektör. Her an yeni teknikler çıkıp çareler üretiliyor. Ama cihazları getirmek bir yana kullanma kılavuzlarını almak bile neredeyse servete mal oluyor. Bakın son olarak İnternational Hospital Türkiye''de bir ilke imza atarak P.E.T cihazını getirtip hizmete soktu. Pek çok hastalığın teşhisinde kullanılan bu sistem ağırlıklı olarak kanserli hücreleri daha oluşum halindeyken algılamasıyla ünlü. Bu da kanserde hayati önem anlamına gelen erken teşhisi mümkün kılıyor. Böyle bir cihazı olsa olsa Hospital getirtebilirdi. Hastaneye tam olarak kaça mal olduğunu bilmiyorum ama beş milyon dolar gibi rakamlardan söz ediliyor. Seansı ise hastadan hastaya değişmekle birlikte ortalama bin-bin beşyüz dolar civarında. Bebeğin aileye maliyetinden nerelere geldik. Ama insan hayatı oluşumundan son nefesi verinceye kadar geçen süre demek. Ve bu süre zarfında ebeveynler tam sorumlu çocuklarından. Çocuklar kaç yaşına gelirse gelsinler aileleri açısından değişen bir şey olmuyor. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda dünyaya bir çocuk getirmek ürkütücü bir kisveye bürünüyor. Ama içgüdülerimizi de hesaplarsak Allah''ın verdiği en kıymetli hediyeler olan evlatlarımıza daha sıkı sarılıyoruz. Zor bir hesap sizin anlayacağınız. Sokaklarda yaşayan çocukları kolay kolay aklımdan çıkartamayacağım. Onlara yardım etmek, bireysel olarak gerçekleştirilebilecek bir rüya değil. Bunun için bir sivil toplum hareketi ve yardımlaşma lazım. Bu konuyla ilgili fikirleriniz varsa haber bekliyorum.
Sözün Özü Kötü istek, sahibine kötülük getirir.
L E V H A Dostu olmayanın düşmanı da olmaz.

