Kaydet
a- | +A

Bir yalan ne derecede yalan olabilir? Bir insan diğerine hangi nedenle acımasızca yalan söyler? Benim bildiğim kadarıyla korku duygusu yalan söyletebilir. Onun ötesinde alışkanlık haline gelmiş yalancılığın hangi vicdanla işbirliği yapabileceğini çözemiyorum. Bir tanıdığımla karşılaştığım o günü hatırlıyorum. Aslında bunu istemiyorum. Hiçbir şey hatırlamamalıyım diye uyarıyorum kendimi. Tabii her zamanki gibi dinletemiyorum kalbime mantığın sözünü. Konuşuyor. Sesi uzaklardan gelir gibi. Tam karşımda oturuyor. Ama ben onun yokluğuna alışığım. Yok gibi. Varken yok, yokken var gibi. Varlıkla yokluk hep alay etmez mi bizlerle? Sussun istiyorum. Anlatmasın. Ben bilmesem de olur aptallığımın hangi boyutta olduğunu. Kapalı kapılar arkasında insanların hayatlarıyla nasıl oynandığını, en yakın gibi görünenlerin aslında birer görevli olduklarını öğrenmeyeyim. Ben ömrümün sonuna kadar sanayım ki onlar benim dostlarımdı.

Acım yüzüme yansımış olmalı ki teselliye çalışıyor. "Üzülme" diyor, "sen dürüst olmanın bedelini ödüyorsun". Yaşasın! Ben dürüstüm ve bunlar benim başıma geliyor. Hani dürüstlük iyi bir şeydi? Yoksa oda mı yalandı? İşi kolaylaştırayım. Ne doğruydu diye sorayım. Doğru olan herhangi bir detay var mıydı? Soramıyorum. Alacağım cevap beni korkutuyor. Karşımdaki kişinin gözlerini görmemek için neler verebilirim. Orada olmasın istiyorum. Ama gitmesin de. Beni bırakmasın. Ben artık doğruları yadırgayacağım o dünyada ne yaparım? Değiştim, biliyorum. Göz pınarlarıma hücum eden yaşlardan nefret ediyorum. Beni, sevgimi, aptallığımı hepsini ele veriyorlar. Hemen sigara tutan elimi gözüme yaklaştırıyorum. Gözüme duman kaçmış gibi yapacağım. Ama bu nasıl duman ki durmadan kaçıyor? Yaşlar geri gitmiyor. Akmalarına da ben müsaade etmiyorum. Geriye bir tek gururum kaldı. Yaşlarla birlikte onun da benden kopup gitmesine dayanamam. "Nesine?" diye sorduğumu duyuyorum kendime. "Hangi özelliği için?" Bunca zaman, bunca mekan, bunca uğraşı ve sabır ve acı ve ihanet ve ve ve... Bunca insan, bunca yalan. Benim imtihanım bu konudan belli. Yalana tahammül edemiyorum ya, sorular hep oradan çıkıyor. Cevaplayamıyorum. Artık kızamıyorum. Gülmeye ve şakaya vurmaya çalışarak "oda mı sahte idi?" diye soruyorum. Aslında sormama gerek yok. Şu kalbim var ya şu kalbim... Başıma ne geldiyse onun yüzünden geldi. Durmadı bir türlü, yetmedi çırpındığı. Bütün endişesine ve tükenmişliğine rağmen hâlâ çarptığına hayret ediyorum. Bu işin sonu ne olur, ben bilemiyorum. Başında olmuş olanları bile anlamış değilim ki. Karşımdaki hâlâ konuşuyor. Yalanlar birer birer aydınlanıyor. Ah bir sussa. Bütün bunlar rüya olsa. Uyansam ve her şeyin sonunu bildiğim halde hepsi yeniden başlasa. Ben o zaman sorardım onlara. Şimdiki aklım olsa saçmalığı. Şimdi bile aklımın başında olmadığı akmaya hazır yaşlardan belli. Benden adam olmaz. Gülümsediğimi karşımdakinin gözbebeğinde görüyorum. Hâlâ rol yapabiliyorum demek. Kızarmış tenim olmasa bayağı eğlenmiş olduğuma ben bile inanacağım. Eğlenceli bir tarafı da var aslında bütün bu olayların. Bu kazananı olmayan bir oyun. Herkes tedirgin, herkes endişeli ve herkes kaybetmiş. Pekiyi bundan sonra ne olacak? Kim bilir?

Ben hiç unutmayacağım. Kahrolası bir kokuda ya da lezzette, saçma sapan bir detayda defalarca yıkılacağım. Bir daha insanlara hakikaten güvenmeyeceğim. Onlar kendilerine bile güvenemezken

bana ne oluyor! Bana neler oluyor?

Sözün Özü Nefret de sevgi gibi taraftarlarını çabucak seçer.

L E V H A Güzel kuşları gösteren yalnız güzel tüyleri değildir.