Kaydet
a- | +A

Bir takım anlatım biçimleri yerleşti dilimize. Mesela "peşin fiyatına taksitle" sloganı. Bu söylem tepeden tırnağa kadar sahte. Hiçbir alışverişinizde geçerli olamayacak fakat kulağa hoş gelen bir yanılsamadan ibaret. Elinizi vicdanınıza koyun. Diyelim ki buzdolabı alacaksınız. Ve satın almayı düşündüğünüz markanın kampanyası var. Diyor ki "peşin fiyatına taksitli satışlarımız sürüyor!" Bu mantığa göre kimse gidip paranın tamamını ödemez. Halbuki iş ciddiyete bindiğinde yani eliniz cebinize gittiğinde, satıcıya bakıyorsunuz ve tamamını peşin vereceğinizi söylüyorsunuz. Cevap hazır: "Peşin ve nakit ödemelerde yüzde şu kadarlık indirim yapıyoruz." Şimdi bu nasıl peşin fiyatına taksit? İşin doğrusu, malın taksitli fiyatı başka, peşin fiyatı başka. Fakat basit bir satıcı kurnazlığı devreye sokularak tüketiciye daha sevimli görünen paketler hazırlanıyor. Tıpkı bir etiket fiyatının yüz milyon lira değil de doksan dokuz milyon beş yüz bin lira oluşu gibi. Burada tamamen tüketicinin bilinç altına hitap ediliyor. Kişi, aynı malı daha ucuza ya da en azından daha avantajlı şartlarda aldığını düşünüp seviniyor. Halbuki gerçekte böyle bir durum söz konusu değil. Eskiden genel hayat standartımız daha düşüktü. Şimdiki gibi herkesin arabası falan yoktu. Daha az tüketiyorduk toplum bazında. Fakat o zamanlar görünenin aksine daha zengindik. Zenginliğimiz borcumuzun bulunmaması detayında gizliydi. Belki lüksümüz yoktu ama borcumuz da yoktu. Şimdiyse herkesin bir ya da bir kaç bankaya mutlaka borcu var. Bankaların uyguladıkları cazip kredi koşullarına kendimizi kaptırıp parayı alıyoruz. İlk bir kaç gün hoşumuza gidiyor bir eksiğimizin kapanmış olması. Fakat iş geri ödeme faslına gelince pişmanlık da başlıyor. Bitmek bilmeyen uzun geri ödeme tabloları burnumuza dayanınca başımıza gelenin ne olduğunu kavrıyoruz ama iş işten geçmiş oluyor. Bu karmaşada kimse suçlu değil aslında. Bankaların para kazanmalarının yolu bu. Tabii ki kâr edecekler. Bu kadar cömert görünmelerinin altında yatan zihniyet insanları borçlandırmak zaten. Ticaret bunu gerektiriyor. Kimse bankacıları suçlayamaz. Sonuçta adamlar gelip boğazımızı sıkmıyorlar kredi kullanalım diye. Ama boğaz sıkmaktan çok daha etkili bir yöntem kullanıyorlar. Reklam yapıyorlar! Özendirme kozunu kullanarak insanları almaya kanalize ediyorlar. Öyle bir hale geldik ki alışveriş yapabildiğimizde mutlu oluyoruz aksi söz konusu olursa hayatımız kararıyor. Bu bir kısır döngü. Her insan özlediği şeylere kavuşmak için çırpınır. Önüne fırsat konduğunda ise beyninde bir soru işareti belirir. "Neden olmasın?" Tehlike burada başlar. Neden olmasın dediğiniz anda aslında olabileceğine ikna olmuşsunuzdur. Geriye geçerli mazeretler üretmek kalır. "Canım nasıl olsa maaşım bunu karşılamaya yeter" dersiniz. Sonra çalıştığınız yer size maaşınızı geç öderse siz de bankaya geç ödeme yapmak zorunda kalırsınız ve faiz denen çark dönmeye başlar. Peşin fiyatına taksitle aldığınızı sandığınız mal bir yanda, ödemeniz gereken faturalar bir yanda kalakalırsınız. Sizi bu kıskaçtan ancak nakit ve sıcak para girişi kurtarabilir. Ama kaç kişinin başına öyle beklenmedik bir anda talih kuşu konar ki? Anlayacağınız borçtan korkan büyüklerimiz bize göre daha akıllı insanlardı. Belki evlerinde bu kadar çok elektrikli ev aleti yoktu ama kafaları rahattı. Banka onlara göre ancak mevduat hesabı açılacak ya da havale gönderilecek şube demekti. Şimdiki gibi evin gerçek patronu değildi. Kredi kartı denen gerçek para düşmanları da cüzdanlara girdikten sonra bize düşen yarınları göremeden yaşamak oldu. Bu bizim kuşağın seçimi. Kime ne denebilir ki?

Sözün Özü Bir köşesi delik olan cebi boşuna doldurmayın.

Levha Aç tavuk düşünde darı ambarı görür.