Başınızın içinde anlamsız bir uğultuyla uyandığınız sabahlar vardır. Kendinizi dingin, huzurlu ve iyi hissedersiniz ama yine o uğultu devam eder. Fazla rahatsız etmez hatta işinizle meşgulken kendisini unutturur fakat hafif bir dip sesi gibi hep oradadır. Bu kadarcık ağrı için ilaç içmeye değmeyeceğini düşünürsünüz. Öyle ya, hafif bir baş ağrısı uğruna mide, böbrek ve bilumum ilgili organları harekete geçirmeye ne gerek var ki?
"Geçer, geçer" diye kendinizi avutur günlük hayatınıza devam edersiniz. Ama o geçmez işte! Uzadıkça daha sinir bozucu gelmeye başlamıştır. Kocaman boyunuzla küçücük bir uğultuya yenik düşmeyi yediremezsiniz kendinize. İş inada biner. Sebepler üretmeye başlarsınız. Hani o kaç gündür yakanızı kurtaramadığınız sigortacı var ya, kesin onun yüzünden ağrıyordur başınız. Daha bu sabah onun sesiyle uyandınız. Ne yapıp edip derdinizi anlatmak zorundasınız ona ama anlamak istemiyor ki. Elinizi verdiniz, kolunuzu kurtaramıyorsunuz. İşte uğultu artmaya başladı. Demek doğru, hakikaten sebep o sigorta meselesi.
Her şey nasıl başlamıştı? Üst üste gelen sağlık sorunlarınız yüzünden hastanelere daha sık gider olduğunuz günlerdi. Her işlem için para öderken görevliler illa ki soruyordu özel sağlık sigortanızın olup olmadığını. Olmadığını söylediğinizde sanki biraz yüzlerini buruşturuyorlardı. Ya da size öyle geliyordu.
Bir zamanlar yabancı bir şirkete sağlık sigortası yaptırtmıştınız aslında. Ama yanınızda taşımak zorunda kaldığınız kağıtlar canınıza yetmişti. Onları taşımayı unuttuğunuz için işlemlere yine para ödüyordunuz. Bu yüzden sigorta sürenizin bitiminde yenileme yaptırtmadınız.
Aradan yıllar geçti. Geçtikçe de sizin gelecek korkunuz artmaya başladı. Bu, yaşınızın ilerlemesinden mi kaynaklandı yoksa çocuğunuz olduğundan beri mi başladı ayırt edemediniz. "Ya beklenmedik bir kaza olursa, ya bir hastalık çıkarsa" ve benzeri sorularla başa çıkmaya çalışırken kendinizi telefonun başında buldunuz. Aradığınız farklı bir şirketti ve sadece bilgi edinmekti niyetiniz. Ama sizin niyetinizin ne olduğu milleti ilgilendirmiyor tabii ki. Onlarda haklı bir yandan. Madem sizde sigorta yaptırtacak potansiyel var, üstelik isteklisiniz de, neden ilgilenmesinler? Maceranız böyle başladı. Üst üste gelen telefonlar, birbirinden değişik ve cazip paket programlar derken neredeyse sigortacı olmuş kadar bilgi depoladınız. Bu arada bütün bu işlemler için ödenmesi gereken tutar pek de yabana atılır gibi değildi. O zaman başladı uğultu... Aslında bütün medeni ülkelerde yapılan bir işlem bu. Sigortalı olmanın sayısız avantajı var. Kalbiniz yaptırtmaktan yana. Böyle düşününce uğultu da hafifliyor hem.
Sadece baskı altında kalmış olmaktan rahatsız olan özgürlüğünüz karşı çıkıyor olan bitene. Nede olsa siz sadece bilgi almak istemiştiniz. Para kazanmak günümüzde öylesine zorlaştı ve önem kazandı ki, tıpkı Amerika gibi Türkiye''de de insanlar işlerinde başarılı olmayı saplantı haline getirdiler.
Klişe olacak ama "onlar görevlerini yerine getiriyorlar." Bu uğultu belki de sigortacıların casusu. Çünkü yaptırtıp kurtulmaktan yana fikirler geçtiğinde aklınızdan hemen diniyor.
Galiba kurtulmanın başka yolu da yok! Not: Geçen hafta fazla kilolarla ilgili bir yazı yazmıştım. Sizlerden hiç beklemediğim oranda soru geldi. Bu yüzden İnternational Hospital''ın numarasını bir kez daha hatırlatıyorum. 0212 663 30 00. Doktorunuzun ismi Gamze Menteşoğlu. Küçük bir tavsiye, tutar ve ödeme ile ilgili sorularınızı telefonda sormayın. Çünkü hastanın kilo fazlasına göre değişiyor. Yüz yüze görüşmek en iyisi. İyi şanslar!
SÖZÜN ÖZÜ Gecenin binlerce gözü vardır.
LEVHA Aşkın trajedisi ilgisizliktir.

