Ne yiyip ne içtiğimiz büyük bir problem teşkil ediyor. Görüntünün her şeyden daha önemli zannedildiği bir çağda yaşıyoruz. Bu anlayış doğrultusunda fazla kilo demek mutsuz bir hayat demek oluyor neredeyse. Güzelliğin bu kadar ön planda olması aslında rahatsız edici. Dünya üzerinde bu konuya bizim kadar takıntılı çok az toplum var. Yaptığımızın hoş olmadığını için için bildiğimizden saplantımıza bir de kulp takıyoruz. "Mesele sağlıklı yaşamak!" İşin içine sağlık kelimesi girince akan sular duruyor elbette. Her gün her gazetede beslenme ile ilgili bir haber ya da tamamen bu konuya ayrılmış bir tam sayfa mutlaka yayınlanıyor. Gerçekte yerleşik beslenme alışkanlığımızı bozamıyoruz. Türk mutfağında yağlar, baharatlar, kırmızı et çok fazla yer alıyor. Kalorisi yüksek hamur işlerini ve bakliyatı da unutmamak lazım. Dolayısı ile üzerimizde kurulan fazla kilo baskısı olsa olsa moralimizi bozuyor. Doğru beslenme, kökleri derinlerde olan bir alışkanlıktır oysa. Öyle bir sabah kalkıp bütün yaşam biçiminizi değiştirmeniz olacak iş değil. Bu yüzden insanlar her Pazartesi günü rejime başlayıp salı günü terk ediyor. Kadınların çoğu bu yüzden farkında olmadan depresyona giriyor. Çantalarında bir elma ile dolaşmayı her türlü sorunun çözümü sanıyorlar. Bütün bu sıkıntılar başta tüketim toplumu olmamızdan kaynaklanıyor. Günlük hayatımızda fazlasıyla rol oynayan reklamlar bizi şartlandırıyor. Zayıflama sektöründe milyarlarca dolar dönüyor. Bazı şirketler ve uzmanlar zayıflama yüzünden trilyoner oluyor. Uzun sözün kısası bu nakarat bitmez. Herhalde nesiller boyunca zayıf kadın merakı devam edecek. Hemcinsleri bir kadını üzmek istediklerinde hemen "çok kilo almışsın şekerim" başlıklı cümlelerine sarılacaklar. Bu saldırıdan yara alan kadın bir koşu rejime başlayacak, çuvalla para harcayacak, herkesten daha güzel görüneceği günlerin hayalini kuracak ama kısa bir süre sonra yine hüsranla boynu bükülecek. İşte size mutsuz olmak için bir sebep daha. Nerede kaldı zeki olmak, esprili olmak, kültürlü olmak? Bunların hiç önemi yok mu? Kadının güzel ve zayıf görünmekten başka işlevi yok mu bu dünyada? Bütün işi bir süs bebeği kadar güzel görünmek mi? Bunlar ne kadar sinir bozucu gerçekler. Erkeklerin dünyasında kadınlar tutunabilmek için ne kadar inanılmaz bir enerji sarf etmek mecburiyetinde! İş hayatında azıcık varlığını hissettiren kadınlar bile aynı işi yapan erkek meslektaşlarına göre üç kat fazla uğraşı vermek zorunda. Üstelik bu sadece Türkiye''de böyle değil. Dünyanın en gelişmiş ülkesi Amerika bile bu sebeplerden sıkıntı çekiyor. Bu durumda ne yapacağız? Bana göre çözüm basit. Kilo vereceksek de bunu kendimiz için yapacağız. Başkaları beğensin diye değil kendimiz öyle olmasını istediğimiz için çabalayacağız. Buna ve hiçbir şeye mecbur hissetmeyeceğiz. Eğer canımız istiyorsa şişman kalacağız. Ne yediğimizle ya da nasıl göründüğümüzle değil ne düşündüğümüzle, dünya üzerinde kapladığımız hacmin hakkını ne kadar verdiğimizle ölçeceğiz başarımızı. İltifat işitmek hayattaki en önemli hedefimiz olmayacak. Beğenen de beğenmeyen de sağ olsun deyip kendi huzurumuzun peşinde koşacağız. Başkalarının bizi yönlendirmesine, şartlandırmasına izin vermeyeceğiz. Gerekirse kilo aldığımızı zevkle yüzümüze vuran işgüzarlara "sana ne" diyeceğiz. Çünkü bu dünyaya huzurlu ve mutlu olmak için geldik. Üçüncü şahıslara günlük rapor vermek için değil. Kişiliğimizi, onurumuzu milletin eline teslim etmek için değil. Günümüzde terbiyenin adı tarihe karışmak üzere. Televizyon ekranından erkeklerin sünnetini sorabilen muhabirler yetiştirir hale geldik. Onun için herkesi kendi işine bakmaya davet etmeye hakkımız var. Siz canınızı sıkmayın yeter ki.
Sözün Özü Bir tek ilaç her hastalığı tedavi edemez.
L E V H A Ümitle beslenen insanlar şişmanlamaz.

