Bugün yılın son günü. Yeni yıl muhabbetlerini her ne kadar "geyik" kapsamında değerlendiriyorsam da sonuçta etkileniyorum. Bitişler beni tedirgin etse de heyecanlandırır. Sanki ters gitmiş olan olaylar noktalanacak ve yeni başlangıçlar sadece pembe olacakmış gibi gelir. Bu çocukça bir düşünce biçimi. Ama yine de hoş. İnsanın kendisini iyi hissetmesi için çocuklaşması gerekiyorsa, bunda sorun göremiyorum zaten. Öyle ya da böyle bugün bir yıl, bin yıl bitiyor. Yepyeni bir rakamla tanışacağız ve onun bize iyilikler getirmesi için dileklerde bulunacağız. Bu dilekler kabul görür mü bilinmez. Ama tabii ki denemekte fayda var. "Umut fakirin ekmeğidir" derler. Doğrudur. İnsanlar umut ettikleri sürece hayatın zor şartlarına daha rahat tahammül ederler. Yaşama sevincini canlı tutmanın tek yolu yarınlar için hayal kurmaktır. Ve sonra da bu hayalleri gerçeğe çevirmenin peşinde koşmakta saklı. 1999 yılı, bütün dünya için zor bir yıldı. Özel hayatlarda da pek çok problem yaşandığına ben tanık oldum. Hiçbir sorunu yok zannedilen evliliklerin çatırdadığını, dostlukların imtihana tabi tutulduğunu, maddi sıkıntıların başgösterdiğini gördüm. Makro bakıldığında ise yaşanan felaketler zaten ortada. Bütün bunların suçunu, içinde yaşadığımız senenin adına yüklemek uygun değil. Sonuçta kader böyle yazılmışsa buna senenin ismi ne yapsın? Ama zaaflarıyla insanoğlu, çözemediği problemlerin altında gizem arar. Kendi zekasının ya da kavrama kabiliyetinin yetersiz olduğunu kabul etmek yerine, sorunun olağanüstü sebeplerden kaynaklandığını varsayar. Yüzde olarak çok küçük bir bölümünü kullanabildiğimiz beynimizin, dünyanın sırlarını çözmesini bekleyemeyiz elbette. İnsan olmanın dayanılmaz hafifliği çerçevesinde "1999 kimseye yaramadı. İnşallah 2000 çok güzel olur" diyebilmek mümkün. Ama bir gece yatıp ertesi sabah kalktığımızda herşeyin değişeceğini nereden çıkartıyoruz? Bunu mantıklı bir zemine oturtmak mümkün değil işte. Ama başta da dedik ya umut fakirin ekmeğidir diye. İyi niyet beslemenin de hiçbir yan etkisi yok. Bu laf salatasının nereye varacağını merak ettiğinizi biliyorum. Sizin de hissedebileceğiniz gibi kafam karışık. Mantıklı ve umutsuz mu olayım yoksa mantıksız ve umutlu mu, buna karar veremedim. Her insanın hayata bakışı ve beklentileri farklıdır. Ben her zaman fazla bir şey beklememenin sakin limanına sığınmışımdır. Bir şey beklemediğinizde kaybetme ihtimaliniz de yoktur çünkü. Geçenlerde bir yazımda, pek çok tehlikeyi göğüsleyebileceğimi ama hayal kırıklığına uğramanın şokunu kaldıramayacağımı itiraf etmiştim. Hâlâ aynı psikoloji içindeyim. Dolayısı ile yeni yıldan bir şeyler beklemek işime gelmiyor. Diğer taraftan ise çocukların tatlı heyecanları, gençlerin sınırsız neşeleri bana bulaşsın istiyorum. Ki bu sayede insan olduğumu hatırlayayım, kendime tesis ettiğim kalın ve güvenilir kabuğun içinden başımı çıkartıp risk alayım... Her neyse. Takvimler 31 Aralık 1999''u gösteriyor. Yarın sabah kalktığımızda, elinizde tuttuğunuz bu gazete tarihi bir eser olacak. Ve siz şu anda, yarın bir yaşında algılanabilecek bir yazıyı okuyorsunuz. En azından bu hoş bir saçmalık. Hepinize mutlu yıllar dilerim.
Sözün özü Aşk emir tanımaz.
LEVHA Tekrar sevebilecek kadar cesur olmak isterdim.

