İnsanlar benim soğuk havaları sevmemi bir türlü anlayamazlar. Gri, isli, paslı, puslu, pisli havalara bayılırım hakikaten. Bu, melankolik bir yapım olduğunu mu gösterir yoksa sadece bir tercih midir bilinmez. Ama yazın, o çaresiz bırakan ve sinirlerimi alt üst eden bunaltıcı sıcaklarındansa on iki ayı kış olan bir yerde yaşamayı tercih ederim. Bu satırları okuyup, okuduğu her satırda kızacak bir şeyler bulmayı iş edinmiş bazı insanlar "ya sokakta titreyen zavallı insanlar ne olacak" tipi bir cümleyle saldırıya geçmeye hazırlanıyor olabilirler. Hiç zahmet etmesinler, benim neyi sevip sevmediğim hiç önemli değil. Kış gelecekse geliyor zaten. Bu tip ajitasyonlar gittikçe daha çok canımı sıkmaya başlıyor çünkü.
Hayata bir şeylere kızmak için şartlı bakanların mutluluğu yakalamaları zor. Elbette hem ortak hayatımızda hem de özel hayatlarımızda kızacak, şikayet edecek çok sebebimiz oluyor. Buna itiraz etmiyorum. Ben de bazen dayanamayıp söyleniyorum. Ama inanın bu bir çözüm yolu değil. Olsa olsa daha çok canınız sıkılıyor, o kadar. Kimi zamanlarda da insanın psikolojik sağlığı bozuluyor. Farkına varılmadığı takdirde sonuç çok üzücü olabiliyor. Farkına varmak ise çok kolay değil. Çünkü kültür seviyesi çok yüksek olmayan sevgili ülkemizde hâlâ psikoloğa ya da psikiyatriste gitmek utanılacak bir şeymiş gibi algılanıyor. Halbuki gittikçe ağırlaşan yaşam koşullarında insanın kendisini çaresiz hissetmesi ve bir uzmanla konuşmaya ihtiyaç duyması kadar normal bir durum olamaz.
Profesyonel yardım almayı bazı aklıevveller Amerikanvari bulurlar. "Onlar (Amerikalılar) yalnızlık çeken insanlar. Konuşacak kimseleri yok. Onun için doktorlara gitmek zorundalar. Halbuki biz sıcakkanlı milletiz. Komşuma gidip anlatsam beni dinler. Ne gerek var doktora gitmeye. Ben deli miyim?" şeklinde bir cevaba hazır olmanız lazım. Oysa gerçekte durum farklı.
Gidip konuşacağınız, akıl danışacağınız kişi sizi bilmeden yanlışa sürükleyebilir. Sizin hayatınızı kurtaran kahraman olmak için çaba gösterse bile bu, sizin kendinizi daha kötü hissetmenize yol açabilir.
Duygu dünyası ve kafası karışmış bir insana fazla müdahale etmemek gerekir. Yardımcı olurken, onun bağımlı bir kişilik modeli oluşturmasına da mani olmak lazım. Bütün bunlar kolay işler değil. Kolay olsaydı, insanlar altı sene tahsil etmek zorunda kalmazlardı.
Gazetelerin polis sayfalarında her gün sayısız intihar ve cinayet haberi yayınlanıyor. Bu olayları yaşayan insanlar aslında sorunlu tipler. İster bir anda cinnet geçirmiş olsunlar, ister uzun süredir hasta olsunlar sonuç değişmiyor. Vaktinde bir uzmana gitseler belki de bu vahşet hiç yaşanmayacak.
Mahkemelerin deli raporu verip olaydan sorumlu tutulamayacaklarını kabul etmeleri değil burada altını çizmek istediğim. Bir insan taammüden cinayet işlese de bu normal bulunmamalı diye düşünüyorum. Şiddet duygusu insanın doğasında bulunsa bile elbette bunun bir dozu var. Nereden nereye geldik. Kapalı ve soğuk havaları seven her insan rahatsızdır diye yorumlamayın anafikri. Elbette öyle değil. Ama kendinizi bunalmış, hayattan zevk alamayan, bastırılmış, kuşatılmış, mutsuz vb. hissediyorsanız içinize kapanmayın. Milletin ne söyleyeceğini falan umursamayıp bir an önce tedbir alın. Hastanelerde size yardım edebilecek sağlık görevlileri var ve onların işi bu tip insanlarla el ele verip sorunun üstesinden gelmek. Bu ayıp değil. Nezle olmak ne kadar normalse gergin olmak ve buna bağlı sıkıntılar taşımak da o kadar normal. Özellikle küçük yerleşim birimlerinde insanların birbirlerinin hayatlarına karışmayı iş edinmiş olduklarını biliyorum. Bu tip yerlerde yaşamak insanı bunaltabiliyor. Ama unutmayın, verilecek tek hesap kendi vicdanınıza ve günü geldiğinde Allah-ü Teala''ya verilecek olan hesaptır. Onun dışında millete hoş görünmek için kendi sağlığınızdan ve huzurunuzdan vazgeçmeyin.
Sözün Özü Aklınla gör, kalbinle işit.
Levha İnsan, gülümseyişiyle gözyaşı arasında gidip gelen bir sarkaçtır.

