Malcolm Forbes "Nasıl Öldüler?" isimli bir kitap hazırlamış. En büyük zevklerimden birisi olan kitapçı gezme faslımın tam ortasında gözüme ilişen bu kitap aslında hayatın anlamını ifade ediyor. Nasıl yaşarsak öyle öleceğimizi büyükler bildiriyor. Son derecede mantıklı olan bu konuyu içimize sindirebilsek daha aklı başında işler yapabiliriz sanırım. Gerçi dünya hayatında da edenin bulduğuna çok şahit oluyoruz ama son nefesi verirken başa gelebilecekler tamamen ayrı bir mesele. Kitapta bir çok ünlünün nasıl öldüğü anlatılıyor. Ölümün şöhrete ayrıcalık yapmadığı gerçeği de kendiliğinden ortaya çıkıyor. Şöyle bir karıştırdığınızda gözünüze ilişen isimler ve ölüm biçimleri sizi hayrete düşürüyor. Mesela MÖ 69-MÖ 30 yılları arasında yaşamış olan Kleopatra''nın ölümü de yaşamı kadar ilginç. Hayatı boyunca saray entrikaları içinde pişmiş olan Mısır''ın son kraliçesi pek de hoş bir biçimde ölmemiş. Söylentilere göre çok güzel bir kadın olan kraliçenin aslında kendisine ait otantik bir heykeli bile yoktur. Yani güzelliğinin kaydı yok. Ama henüz yirmi yaşındayken elli dört yaşındaki Jül Sezar''ı aşık eden ve krala bir erkek evlat doğuran birisi mutlaka güzel olmalı. Güzelliği ile güvenilirliği pak paralel olmamalı ki senatoda Sezar''ı sırtından bıçaklayan Marcus Antonius''la ilişki kurmuştur. Bu yolla Roma İmparatoriçesi olmayı hedeflemiştir. Fakat olaylar bu şekilde gelişmemiş, Antonius''a ikiz çocuklar doğuran Kleopatra öngörüsünde yanılmıştır. MÖ 31 yılında Octavius Antonius''u yenmiştir. Bu yüzden ünlü çift Roma''dan kaçmak zorunda kalmıştır. İskenderiye''ye döndüklerinde Kleopatra, kendisi için sarayın hemen yakınında kocaman mermer bir mozole yaptırmıştır. Octavius yaklaşırken tüm hazinelerini, mücevherlerini, fildişi mobilyalarını ve ender bulunan baharatlarını güvenli bir kasaya taşıtmıştır. Doktoru ona birtakım özel zehirler hazırlamış, bunları kraliçenin huzurunda kölelerin üzerinde denemiştir. Fakat bu zehirlerin hiçbirisini beğenmeyen kraliçe savaşın bitmesini beklemiştir. Sonuçta savaşı kaybeden kocası, öfke içinde saraya döndüğünde Kleopatra''nın gizlice Octavius''la anlaşmaya çalıştığını, böylelikle Mısır tahtını korumaya gayret ettiğini öğrenmiştir. Kraliçe mozolesine kaçar ve kocasına kendisinin ölmüş olduğunu söyletir. Büyük bir üzüntüye kapılan Antonius kılıcını kendi karnına saplar. Yavaş yavaş ölürken Kleopatra''nın yanına götürülür ve karısının kollarında can verir. Kraliçe de tam kılıcı kendi karnına batırmak üzereyken Octavius ve askerleri gelir. Uzun süre kendi mezarında hapsedilen kraliçe bir gün Octavius''a, kocasının yanına gömülmek istediğini bildiren bir mektup gönderir. Mektubu alan Octavius hızla mozoleye gelir ama artık çok geçtir. Yatağında ölmüş olan kraliçenin iki hizmetkârı da yerde yatmaktadır. Onlar da ölmüştür. Kleopatra''nın tam olarak nasıl öldüğü hiçbir zaman kesin bir biçimde anlaşılamamıştır. Kimine göre saç tokasının içinde zehir saklamaktaydı, kimine göre de, o sabah getirilen bir sepet incirin içinde zehirli bir yılan vardı. Ama mozolede hiç yılan bulunmamıştır. Ömrü boyunca entrikadan hiç vazgeçmeyen Kleopatra, ölürken bile tarihe çözülmesi gereken bir sır yüklemiştir. Ama başta altını çizdiğimiz gibi yaşadığı gibi ölmek konusunda bir istisna oluşturamamıştır. Tarihle ilgilenmeyenlerin bile bu hatıralarda bulabilecekleri çok şey var bana göre. Yaşanmış olanlar yaşanacakların eski versiyonudur olsa olsa. Elbette değişen çağ ile birlikte yöntemler ve biçimler de değişik kostümler giyeceklerdir. Ama ana fikirler hep aynı kalmaya mahkumdur. Çünkü insan, yapısı ve hırsları itibariyle hiçbir değişiklik göstermemektedir. Zaman zaman tanınmış kişilerin nasıl öldüklerine değinmeye bu yüzden karar verdim. Belki biz yaşamakta olanlara bir faydası olur.
Sözün Özü Söz başarının gölgesidir.
L E V H A Dürüstlük övülür ve ölür.

