Kaydet
a- | +A

Galatasaraylı futbolcu Emre''nin yaşadığı korkunç hadiseyi mutlaka duymuşsunuzdur. Her iki taraf için de şok edici ve çok üzücü bir kaza... İşin kötüsü kime suç bulacağınızı bilemiyorsunuz.

Kazanın meydana geldiği kara yolu yıllardır kullandığım bir otoban. O yolda karşınıza aniden bir yayanın çıkmasını beklemezsiniz. Çünkü yol, her iki tarafı da çelik tellerle ayrılmış, bildiğiniz bir otoyol. Ataköy''den Taksim istikametine doğru giderken kenarda minibüslerin yolcu indirip bindirmeleri bu tip kazalara sebep oluyor. Araçtan inen kişiler, biraz uzaktaki üst geçide kadar yürümemek için kuralları ihlal ederek karşıdan karşıya geçmeye çalışıyorlar. O sırada otobanda seyrettiğinin bilincinde olan araç şoförleri ise hızlarını arttırmış oldukları halde gidiyorlar. Ve ne yazık ki ortaya hepimizi üzen kazalar çıkıyor. Emre Belözoğlu için üzüldüm açıkçası. Elbette böyle bir kaza yapmak, bir insanın ölümüne sebep olmak istemezdi. Eminim ki seçme şansı olsaydı o sabah sokağa hiç çıkmamayı tercih ederdi. Ama artık zamanı geriye sarmak mümkün değil. Hayatını kaybeden Kadir Çetin ise hepimizi ağlattı. Geride bıraktığı beş çocuğuna mı yanacaksınız, gözü yaşlı hanımına mı bilemiyorsunuz. Yeni bulduğu işi kaybetmemek için son derecede insanca bir telaş gösterip bir anlık gaflet sonucu hayata veda etmek kolaylıkla hazmedilecek bir şey değil. Burada ortaya çok farklı bir sosyal yara çıkıyor. Bunun adı trafik canavarı değil. Geçim derdi! Ölen Kadir Çetin''in cebinden yüz bin Türk lirası çıkmış. Yüz bin lira! Bu adam evine neyle dönecekti? Dönerken ekmek almayacak mıydı? Çocuklarının haklı isteklerini yerine getiremediğinde kendisini nasıl hissedecekti? Yüz bin lirayla ne yapılabilir hiç düşündünüz mü? Ben haberi izledikten sonra düşündüm açıkçası. Tatmin edici bir cevap bulamadım. Siz bulabilirseniz beni de bilgilendirin lütfen.

Hayatının ilk gençlik yıllarını geride bırakmış, boğazına kadar sorumluluğa gömülmüş bir adam ve cebinde yüz bin lira! Bu çok acı bir tablo. Her zaman yazdığımı bir kez daha yazıyorum. Bu ülkede zengin çok fazla zengin, fakir ise açlıkla karşı karşıya. Uçurum giderek daha vahşi bir görüntü alıyor.

Bir tarafta bacak kadar çocukların altlarında milyarlık otomobiller, pahalı cep telefonları ve sokağa atmaktan bıkmadıkları paraları ile barlarda masa üstlerinde tepinen görüntüleri, diğer tarafta evine kim bilir kaç gündür kuru ekmeği bile götüremeyen aile babaları. Ben servet düşmanı falan değilim. Tam tersine rızkın Allah tarafından verildiğine iman etmiş bir insanım. Allah, "sevdiğime değil, istediğime veririm" buyurmuş. Bunu kimse sorgulayamaz. Ama durumu müsait olanların bu denli duyarsız olmaları tamamen insanlara özgü bir egoizm. Parası olanlar mümkün olduğu oranda diğerlerine yardım etseler bu uçurum kapanabilir. İslamiyet zaten bu düzenlemeyi hedeflemiş. Her yıl zekat verme şartı bu yüzden konulmuş. Ama diğer kuralların üzerinde fazla durmayanlar bu kuralı didik didik edip açık kapılar buluyorlar kendilerine. Komşumuz açken derin uykulara dalabildiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Ne varsa hepsini kendimiz için istiyoruz. İnsanoğlunun aç gözlülüğü bitecek gibi değil.

Hal böyle olunca cebinde yüz bin lira ile sokakta can verenler oluyor tabii. O gün yaşanan elim kaza sadece Emre''nin başına gelmiş değil. O sabah o otoyolda hepimizin ayıbı gün yüzüne çıktı. Emre''nin yerinde bir başkası da oturuyor olabilirdi. Allah herkesi kötü saatlerden korusun.

Ecele çare yok. Belli ki rahmetli Çetin'' in yaşam süresi bitmişti. Bu ezelde belli olmuş bir vakit saat meselesi. Ama o ve onun gibi insanların çektikleri sıkıntılarda hepimizin vurdumduymazlığı rol oynuyor diye düşünüyorum. İnşallah bundan böyle aklımızı başımıza alır dünyada bizden başkalarının da yaşamaya hakkı olduğunu biliriz. İnşallah!

Sözün Özü Şiir, güzelliğin ülkesinde yaşayan gerçektir.

Levha Paranın değerini ölçmek isterseniz borç arayın.