15 Şubat 1954 sabahı İstanbul Boğazı müthiş bir torik akınına sahne olmuştu. Adeta sahile vuran iri torik balıkları neredeyse elle tutulacaktı. İstanbul''a
torik akınının sebebi, Balkan ülkeleri ve Sovyetler Birliği''ndeki şiddetli kış ve kar yağışıydı.
Halkın deyimiyle "Kulağına kar suyu kaçmış" koca torikler yollarını şaşırmış ve sürüler halinde Boğaz''a geliyordu. Suyun yüzeyi bile balıkla doluydu. Bundan yararlanan balıkçılar adeta bayram yapıyordu. Yalnız balıkçılar mı? Halk da bu bayramdan nasipleniyordu. Sopanın ucuna mıhladıkları kanca şeklindeki demir ve çivilerle koca koca torikleri kolaylıkla yakalıyorlardı.
Torik akını üzerine balıkçılar, motorlu, motorsuz kayıklarıyla Boğaz sahillerini adeta istila etmişlerdi. Kulaklarına kar suyu kaçmış koca torikler, boğazın o meşhur akıntısına kendilerini koyuvermişlerdi.
Balıkhanenin üç tarafına üçer-dörder sıra halinde yanaşmış büyük tonajlı balıkçı kayıkları adeta taşarcasına torik balıklarıyla doluydu. Ancak yine de pek keyifleri yoktu. Zira torik furyası, fiyatları da düşürmüştü. 4-5 kilo gelen balıkların çifti 25-30 kuruşa gidiyordu. Halbuki iki-üç gün önce, bir tanesi bu fiyatın 3-4 katı idi.
Balıkçılar Cemiyeti Başkanı''nın oğlu Yusuf Yarar, babasını temsil ederek, balıkçı reislerine umut veriyordu: "Furya yarın da devam edecek..." Ancak Yunus Reis, aynı umudu taşımıyordu. Bir ara "Bu furya, bolluğun sonu olmasın?..." diye mırıldandı.
Ve 15 Şubat 1954 yılında söylenen bu söz, adeta sonun başlangıcını işaret ediyordu. Ondan sonra torik balığını denizlerimizde pek gören olmadı. Torik volisinde elini çabuk tutan lakerdacılar bol bol lakerda yaparak buzhaneye koydular. Ama bu furya nasıl torik balığının sonu olduysa lakerdacılığın da adeta sonu oldu...

