Kaydet
|

Son yıllarda okul kapıları, çocukların eğitim aldığı birer ilim yuvası olmaktan çıkıp ebeveynlerin kendi hırslarını yarıştırdığı “gurur arenasına” dönüştü. Henüz çizgi çekmeyi, harfleri tanımayı yeni öğrenen altı-yedi yaşındaki miniklerin omuzlarına, yetişkinlerin bitmek bilmeyen tatminsizlikleri ve hevesleri yükleniyor.

Evet, daha ilkokul birinci sınıfa yeni başlamış çocuklardan söz ediyoruz. Çantasını sırtına takmaya, okul düzenine alışmaya, annesinden babasından ayrı birkaç saat geçirmeye çalışan küçücük yavrulardan… Ama bazı velilere bakıyorsunuz, çocuklarının her hareketini bir başarı belgesine dönüştürmüşler.

“Benimki okula başlamadan okumayı sökmüştü”, “Bizimkinin çizgileri çok güzel”, “Ödevlerini kendi yapıyor”… Okul kapısında başlayan bu övünme yarışı, bazen öyle bir noktaya geliyor ki çocuklar daha ne yaşadıklarının farkında bile değilken anne babaları çoktan onları yarış kulvarlarına yerleştirmiş oluyor.

Oysa her çocuğun öğrenme hızı farklı. Kimi harfleri çabuk öğrenir, kimi kalem tutmayı biraz daha geç kavrar. Kimi sınıfta hemen arkadaş edinir, kimi zamana ihtiyaç duyar. Ne var bunda? Çocuk dediğin robot değil ki hepsi aynı zamanda aynı şeyi öğrensin.

Öte yandan sabahın ilk ışıklarıyla birlikte okul kapılarına yığılan, zil çalana değil akşam çıkışına kadar oradaki kafelerde adeta nöbet tutan veli profiliyle karşı karşıyayız. Çocuğunu okula değil de bilinmeze teslim ediyormuşçasına kapı önlerini kapatan, servislere, yayalara ve hatta diğer çocuklara yol vermeyen bu telaşlı kalabalık; ne yazık ki korumacılığın sınırlarını aşıp bir nevi abluka alanına dönüşüyor.

ASIL YARIŞ WHATSAPP GRUPLARINDA!

Okul kapısındaki böbürlenme yetmezmiş gibi bir de veli WhatsApp grupları var. Orada da ayrı bir gösteri yaşanıyor.

“Benim çocuğum ağzına hiç şeker, sakız, çikolata sürmedi. Lütfen kimse çocuğunu kantine göndermesin, benimki de görüp istiyor!”

Ardından başka bir veli cevap veriyor:

“Ben çalışıyorum kardeşim, çocuğuma harçlığını verir gönderirim. Kimse karışamaz!”

Ve başlıyor tartışma… Bir taraf kendi doğrularını herkese kabul ettirmeye çalışıyor, diğer taraf kendi tercihine müdahale edilmesine karşı çıkıyor. Çocukların eğitimi için kurulan grup, bir anda yetişkinlerin haklılık yarışına dönüşüyor.

Herkesin çocuğu en başarılı, en terbiyeli, en yetenekli… Herkesin yöntemi en doğrusu, herkesin ebeveynliği kusursuz! Peki, bu kadar mükemmel anne babanın olduğu yerde neden çocuklara hata yapma hakkı tanımıyoruz?

ÇOCUK BUNLAR YAHU...

Kendi gerçekleştiremediğimiz hayalleri çocuklarımız üzerinden gerçekleştirmeye çalışmak, onları başkalarının çocuklarıyla kıyaslamak ve her başarılarını başkalarına göstermek için kullanmak ne kadar doğru?

Bırakın bir çizgi eğri olsun. Bırakın bir harfi geç öğrensin. Bırakın bazen hata yapsın. Çocukluk dediğimiz şey zaten öğrenmek, denemek, yanılmak değil mi?

Üstelik çocuğun başarısı yalnızca dersleriyle de ölçülmez. Arkadaşıyla oyuncağını paylaşması, düşen bir arkadaşının elinden tutması, bir başkasının üzüntüsünü anlaması da en az okumayı erken sökmek kadar kıymetli.

Ama biz yetişkinler, düzgün çizgileri ve erkenden öğrenilen harfleri alkışlarken bazen asıl görmemiz gerekenleri kaçırıyoruz.

Biraz geri çekilsek, biraz başkalarının çocuklarına değil kendi çocuğumuzun ihtiyaçlarına baksak fena mı olur?

Bu arada çocuklar bizim gurur vitrinimiz değil. Onlar, çocukluklarını özgürce yaşayabilmeyi hak eden küçük insanlar.

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.