Kaydet
a- | +A

Bodrum''u epeydir görmemiştim. Ama yine beyaz evleri, mor begonvil çiçekleriyle sarmaş dolaş... Deniz billur, palmiyeleri görkemli, pazarları şen şatır turist dolu, dantelli saçaklı Buldan ketenleri, tezgahları süslüyor. Baharat kokusu, gizemli bir şark atmosferi katıyor loş pazarlara.. "Turgut Reis, Akyarlar, Yalıkavak, eylülün en güzel demlerinde şimdi. Sivri yamaçlar, dikensi bitkilerle örülü tepeler hareli. "Kos Adası"ndan Rumlar tekneleriyle sık sık bu yakaya geçiyor, Türk sularında oyalanıyor sonra dönüyorlar...

Depremi unutuverdim, Bodrum, bir alacalı, yazma gibi dolanıyor boynuma... Kekik kokularıyla doluyorum... Güzel de birkaç sözcük öğreniyorum Bodrum''un çakır gözlü, yanık yüzlü yerlilerinden. Bunlardan birisi bunaltıcı havasız yerler için söyleniyor. "Burası sıkkın" diyorlar...

Hani Yahya Kemal''e sormuşlar; "Ankara''nın nesini beğendiniz?" diye. Yahya Kemal "İstanbul''a dönüşünü" diye cevap vermiş... Ama Bodrum''a gidildi mi, İstanbul''a pek de dönmek istemiyor insan. O güzelim mekandan sonra gelip böyle beton yığınları, uyumsuzluklar arasına dönmek zor. Tabii Yahya Kemal''in İstanbul''u bir başka İstanbul''du; onu da belirtmeliyiz.

Otobüsle dönerken, Yalova''ya ulaştığımızda sabahtı. Yolcuların çoğu uyuyordu. Belki herkesi uyandırmak ya da Yalova''nın iç burkan manzarasını göstermek üzre sabahın ilk ezgilerini duyduk... Eski şarkılardan derlenmiş bir enstrümental kasetti bu. Henüz Bodrum rüyası sürmekteyken... Samanyolu, o hiç eskimeyen, hepimizin kıyısında köşesindeki hatıraları kımıldatan şarkı... Sonra "Rüzgar kırdı dalımı, ellerin günahı ne? Ben yitirdim yolumu, yolların günahı ne..."

Baktım, Yalova''da ince bir sabah sisi... Her yanından sille yemiş binalar, çadırlar çadırlar.. Güzel Yalova, yeşil yalova ne haldeydi... Ben Yalova''yı çocukluğumdan bilirim. O zamanlar böyle bina karmaşası yoktu; yeşilin konuştuğu bir yerdi. Yalova''yı böğürtlen tarlaları, ormanlık tepeleri, bahçeleri, ortancaları, mercan çiçekleri, kaplıcaları, özenli otelleri, geleneklerini koruyan köyleri, düğünleriyle tanımıştım. Pekçok meyve türleri buradan yetişir ve bazı ürünler Yalova''nın adını taşır. Yaz günlerimiz dolu dolu geçerdi, çok renkli bir köy olan Gökçedere''de kalır, fırına güveçler, kağıt kebaplar, verir, bir küçük yazlık sinemada Türk ve Hint filmleri seyrederdik. Bazen de Termal''de Atatürk''ün evinin alt yanındaki kışlık sinemaya giderdik. Benim çocukluğumda iskelenin orda kocaman bir plaj ve gazino vardı. Kıyı siteleri daha sonraki yıllarda inşa edildi. Bostanlar, bahçeler inşaat alanı haline geldi. Bir bakıyordunuz, karşınızdaki alacalı tepenin önünü apartmanlar kesivermiş. Biz de yetmişli yıllarda o sitelerden birine geçerek, Yalova''yla bağımızı koruduk. Ama çocukluğumun Yalova''sı başkaydı. Meyveli bahçeleri, sonbaharda ansızın gelen bol yağmuru, kıyılarındaki rengarenk yuvarlak taşları, otellerinin seçkinliği ile...

Bodrum dönüşü Yalova''dan geçerken, bütün bunları yaşamışsanız bir de kasette "Rüzgar kırdı dalımı" şarkısı çalıyorsa, elbette gözleriniz dolar.

Yalova için göynür içiniz.

Biliyorum bu acılar böyle kalmayacak, Yalova yeniden toparlanıp ayağa kalkacak. Bari bundan sonra betonlaşmaya değil, eski yeşiline kavuşmaya doğru yol alsa...