Kaydet
a- | +A

Yazar olmak zor. Koca bir kütüphaneyi evinize sığdırma mecburiyeti var. Bir ömür boyu giderek artan kitapların sonunda ne olacağı kaygısını pekçok yazarın çektiği malum. Her yazarın öyle birkaç evi, kitaplarını sağlıklı biçimde muhafaza edecek uygun kitaplıkları var mı bakalım?

Ben bundan önce oturduğum eve göre yaptırdığım kütüphaneyi daha büyük bir eve taşındığım halde tavanların birkaç santim alçak olması sebebiyle sığdıramadım. Dolayısıyla kütüphanenin üst bölümlerini çıkarıp yazlığıma yerleştirdim; alt bölümlerini ise kışlığa koydum. Böyle olunca kütüphanem parçalanmış ailelere döndü. Yarısı burda yarısı orda. Şimdi onları yeniden bir araya getirebileceğim daha yüksek tavanlı bir kışlık hayal ediyorum. Sanki böyle bir evi hemen satın alacakmışım gibi birbirinden uzak düşmüş dolapları ölçüp biçmek gibi hazırlıklar da yapıyorum. Umut tükenmez.

Yazarların dünyası sadece kitaplardan ibaret değil; müsveddelerini, teyp ve video bantlarını, kasetleri, gelen mektupları, hakkında çıkan yazıları ve hakkında yazılan tezleri, özel notları defterleri de saklamak zorunda. Benim gezi notlarımın bulunduğu defterler bile öylesine yer tutuyor ki...

Bütün bunlara evinizde yer açmalısınız; sığdıramıyorsanız bazılarına kıyacaksınız elbette. Her sene kütüphanemi düzenlerken bazı not ve müsveddeleri gözden çıkartmak zorunda kalmışımdır. Oysa araştırmacılar için özellikle bir romanın nasıl yazıldığının ipuçları demek olan o notlar ve müsveddeler korunmalıdır.

Gazetemiz yazarlarından Sabahat Emir''in bir edebiyat müzesi kurulması lüzumunu dile getiren yazısını okumuştum. Sonradan bu fikri perçinleyen bir başka yazısında TYS''nin o konuda bir girişimi olduğu ve Kültür Bakanı İstemihan Talay''ın da Yıldız Sarayının bir dairesini edebiyat müzesine ayıracağı haberi yer alıyordu. Sabahat Emir, müzede yer alacak isimlerde taraf gözetilebileceği kaygısını taşıyordu. Sonradan Kültür Bakanı İstemihan Talay kendisini arayarak böyle bir ayrım yapılmayacağını ifade etmiş. Sabahat Emir "Sağduyunun sesi" diye isimlerdiriyordu bu diyaloğu.

Doğrusu da budur. Yazarların görüşleri birbirine uymayabilir, ama hepsi de bu ülkenin yazarları. Onları sağcı solcu diye ayırmak, bir tarafa ayrıcalık tanıyıp diğer tarafı yok farzetmek yanlıştır. Kimse bu tür tabelalarla adlandırılmak istemiyor artık. Her yazar kendi bağımsız kimliğine inanıyor. Asıl tehlike, ülkemizin her noktasında egemen olan seviyesizlikler ve bu seviyesizlikleri yaygınlaştıran, besleyen, ayakta tutan mafya türü, şu bu eliyle dönen bir büyük sermayedir. Seviyesizlik, kazanç menbaı haline geldiğine göre bu dev

dalgalara direnebilecek gemide ortak değerlerde birleşerek buluşmak gerekiyor artık. Salim bir menzile varabilmek için...

Müze ve kütüphane, Avrupa kültürünün en önemli yapı taşı. Gelin görün bizde modern çağda yazarlarımızın adını taşıyan kaç sokak, kaç kitaplık var? Kaç yazarın yaşadığı evin kapısında onun adını taşıyan bir tabela gözünüze çarptı? Bu toprağın değerleri yalnız toprak altından çıkarılan taş ve maden türü kalıntı eşyadan mı ibarettir?

Bu ülkenin yaşayan veya yaşamayan övünülesi pekçok yazarı, şairi, ozanı vardır. Elbette onları sahiplenecek bir değil, birçok müze olmalıdır.