Kaydet
a- | +A

Anadolu okullarında yine yokluklar güçlükler yaşanıyor. Öyle ücra yerler var ki kırk yıl önce neyse, şimdi de o. Yol yok, araç gereç yok, öğretmen yok... Bir süre sonra kış bastıracak, kalorifersiz, belki çocukların getireceği birkaç odunla ısıtılmaya çalışılacak sınıflarda çocuklar ellerini hohlayarak ders yapacak. Ve bu azap bahara kadar sürecek...

Hayır hayır! Türkiye ileriye gitme çabası içinde olsa da son otuz yılda dev gibi büyüyen nüfusuyla bu gösteriyi yenik olarak sürdürüyor. Nasıl ki gelir dağılımında büyük eşitsizlikler yaşanıyorsa, eğitimde de böyle eşitsizlikler gözler önünde.

Düşünün, çocukların okula gidecek yolu aracı yok. Önce ikişer üçer ata bindiriliyor, sonra bir çayın üstünden upuzun gerili halata yapışarak tarzan veya akrobat misali maymun tırmanışıyla karşıya ulaşıyorlar. Dönüş te aynı... Bu her gün iki kez yaşanıyor. İp kopabilir ya da çocuğun elleri kurtulabilir; her an ölümle burun burunalar.. Zaten gözü yaşlı analar yakınlarını bu ölüm yolculuğunda nasıl kaybettiklerini acılı acılı anlatıyorlar.

İşte bu çocuklar hayatla dişe diş mücadele ediyor, boğuşuyorlar. Öte yandan büyükşehirlerin varlıklı semtlerinde sıcacık yataklarından çıkıp servis araçlarıyla yine sıcacık sınıflarına giden bakımlı, imkânlı çocuklar var... Her türlü araç gereçle donanımlı okullarında bu tür sıkıntılarla karşılaşmadan öğrenim görüyorlar. Öbürleriyse günde birkaç kez sınava giriyor. Biri bu çileli yolculuk, bu her gün yeniden yazılan roman.. Diğeri dersleriyle ilgili sınavlar...

O çayın üzerine bir köprü yapmak, okulu uzakta olanlara bir servis aracı temin etmek o kadar zor mu? Köyün bağlı olduğu şehrin hali vakti yerinde olanları bile görürlerdi bu işi. Herşeyi devletten beklemenin ne yararı ve anlamı var? Bu millet Atatürk''ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı gibi bir yüce dağı aştı; varını yoğunu seferber etti, talimli zengin düşman ordularını öylece kapı dışarı etti. Bir köprü mü yapamayacak, bir kalorifer mi taktıramayacak?

Bir arkadaşımdan öğrendim. Amerika''da yöneticiler seçilirken onun kendi didişmesiyle mi yetiştiği, yoksa geçitleri sahip olduğu imkanlarla mı aştığı gözönüne alınırmış. Eğer geçimi iyi, imkânları sonsuz ve amacına rahatlıkla ulaşmış bir insansa o tercih edilirmiş. Yokluklar içinde yetişmiş diş tırnak hayatla mücadele etmiş ve belli bir noktaya gelebilmiş biriyse o tercih edilmezmiş. Zira bu ikincisi enerjisini yolun başındayken daha sonraki işlerde kullanamayacak kadar tüketmiş olurmuş. Öbürü ise onun kadar yorulmadığından, taze gücüyle daha başarılı olur umudunu verdiğinden öncelikliymiş. Bunun doğruluğunu yanlışlığını uzmanlar tartışabilirler. Ama eğer doğru bir tez ise demek ki çayın üstünden Allah''ın günü ip üstünde akrobatlık yaparak ölüm korkuları içinde okuluna giden bir çocuğun elbette yıpranma payı olmalı.