Şu kızın durmadan zafer işareti yapmasından usandım artık. Adı Fehriye... Kırk yıllık Fahriye şive azizliğine uğrayıp olmuş size Fehriye...Övünmek sözcüğünden geliyor. Fakat gelin görün ki ismiyle müsemma değil bu Fahriye... Çünkü övünülesi biri değil yazık ki.
Fakat o genç beyindeki saplantıları kimler oraya yerleştirdiyse asıl suçlu onlar tabii ki... Bu kişilerin ille çete mensubu olması şart değil. Peki neden bu çapraşık ve dikenli yolu seçti Fehriye? Bir boşlukta mı doğdu ve dal budak saldı? Hep karanlık mıydı çevresi başka renk tanımadı mı?
Sevilmedi mi hiç? Kim aldı oyuncaklarını? Oyuncakları olmadı mı hiç? O neleri büyüttü de hayal duvarında oynatıp durdu? Çirkin miydi, canavar görüntüsünde miydi kahramanları? Sevmedi mi kimseyi? Acımadı mı kimseye?
Çok büyük bir iş başardığını sanıyor Fehriye... Gerçekten de tanınmış bir iş adamının ve iki kişinin daha öldürülmesinde önemli bir görev yüklenmiş...Herkesin kârı mı? Zaten bu tipler için işledikleri suçun büyüklüğü ve böyle bir işin üstesinden gelebilmek övünme konusudur. Böylesi bir olaya karışmasına yakınlarının bile şaşıp kaldığı kendi halinde sessiz biri olduğu söylenen Fehriye inadına inadına zafer işareti yapıyor.
Çünkü Fehriye buna oynadı. "Demek ki yapabilir mişim!" demeğe getirdi işi. Kendini ispatladı böylesi bir olayla...Artık onu dünya tanıyor... Dünya tanıyor ve üstünüze üstlük Avrupa Öcalan''a yaptığı gibi onu sahiplenmeye kalkıyor. Fehriye''nin içte içe süren zafer sevinci de bundan kaynaklanıyor olmalı.
Fehriye zaten bunu biliyordu değil mi? Güvendiği dallar ondan yanaydı, onu himaye edeceklerdi. İşte o da boyna yaramaz çocuğun ikide bir nanik yapması gibi zafer işareti yapıyor. Bir bakıma kız bu işaretle aklını bozmuş gibi... Hani bu oyunu daha önceki ağabeylerinden ablalarından defalarca görmüş ve seyretmiştir. Şu işareti yapmak için yanıp tutuşmuştur.
Zaif naif bir kız bu Fehriye. Solgunluğu ile esmerliği birleşmiş, marazi bir anlam kazanmış yüzü. Neredeyse utangaç diyeceğim öyle alttan alttan bakıyor. Topluma da körpe çağında düşman oluvermiş. Bütün herkesi kendisinin düşmanı sanıvermiş.
Galiba önceleri içinde kaynak arayan bir nehir taşkınlığı vardı nereye yöneleceğini bilmiyordu. Adlı sanlı biri olmak yatıyordu şuurunun derinliklerinde. Önce ailesine yaşadığı kesite ve ülkesine sonra dünyaya anlatacaktı ne olduğunu nelere gücü yettiğini...
Ne zor çağ... İyinin ve kötünün en zor anlatılası çağı...Fehriye yanlışa yenildi. Yaşantısı ilmeklerin kaçtığı yerde. Artık ne eski haline döner ne yama tutar.
Not: Doğum günümü masama bırakılmış bir tebrik kartı ve armağanla kutlayıp bana hatırlanmanın sevincini yaşatan İhlas Holding İnsan Kaynakları mensuplarına sonsuz teşekkürlerimi iletirim.

