Öğrencilik yıllarımı hep güneşli sonbaharlarla hatırlıyorum. Belki siz de öylesinizdir. Ençok aklımda kalan zamanlar böyle yaz sıcağının bizi bütün bütün terketmediği, renkli ışıklı zamanlardır. Ara ara yağmurlar yağsa da yazın renkleri sönmemiştir. Çocuklardaki coşku da...
Okul çağımın kışları pek gelmez hatırıma. Odunların sayıyla yakıldığı ve paltolarla oturduğumuz o kasvetli, iç daraltan sınıflarda bugünkü çocuklar kadar ısınma gülme şansımız yoktu. Ne yapalım, devlet bu kadarını yapabiliyordu. Bir de Anadolu''ya, ücra köylere sormalı. Okula ulaşmak için karlı uzun mesafeleri aşmak zorunda olan, üstü başı ayağı korumasız çocuklar... Onlar hâlâ var... Anadolu''daki çile hiç tükenmiyor...
Evet kışı bir yana bırakıyorum ben de... Yaza bürünmüş sonbaharları hatırlamakta ısrarlıyım...Daha dersler ağırlaşmadan yazılılar sözlüler bastırmadan tatil gevşekliği üzerimizdeyken tüten bir yeşil çağ içinden geçip altın sarılarına kavuşturduk. Ellerimizde ısırılmış ayvalar elmalarla yaz tadlarını bırakmaksızın gider gelirdik.
O zamanlar öğretmenler daha sert ve mesafeliydi. Sevgi ve saygı yerine korku egemendi daha çok. Hatta bazı erkek okullarında kimi öğretmenlerin elde sopayla dolaştıkları söylenirdi. Bakıyorum da şimdi özellikle ilkokul öğretmenleri öğrencilerini kucaklıyor öpüyorlar. Anneleşiyorlar o zaman...Hayran oluyorum böylesi tablolara...
Ne güzel... Bizde ise öğretmen hep birkaç adım ötede dururdu, elleri ardında bağlıydı ve nadir olarak gülerdi. Öğretmen kırk yılda bir saçımızı okşadı mı, omuzumuza vurdu mu, bu bizim için büyük lütuf olurdu. Sevinirdik ve sevincimizi atamazdık üzerimizden sevgiyi gizlemek kadar abes bir şey olabilir mi? Öfke gizlenebilir, gizlenmelidir. Ama sevgi hiçbir zaman gizlenmemeli, örtülmemeli.
İşte yine güneşli sonbaharın eşiğinde çıkageldi okul günleri...Çocuklar, çocuklarımız tıpkı bizim gibi ayvaları elmaları dişleyerek okullarına gidecekler. Bir burukluk ta duyacaklar tabii, yaz günlerinin son bulmasından. Sonra uyum sağlayacaklar. Yakaları sökülmüş, ceketleri tersine dönmüş bir halde terli ve yorgun evlerine dönecekler.
Her yıl yazıyorum, eğitimi zorlaştırmayın kolaylaştırın diye..Ama biliyorum ki çocuklar yine ödevlerden başlarını kaldıramayacak, uykulara doyamayacak, çocukluklarını yaşayamayacaklar...
Bu hep böyle...Her yıl hoşgörü dozu azalıyor galiba. Bu yıl da işittiğime göre devamsızlık süresi on güne indirilmiş; on gün okula gelmeyen yandı.
Söyleyin Allahaşkına! Başarının ölçüsü bu mu olmalı? Önemli olan, çocuğun göstereceği başarıdır; on gün gelmese ne olur, yirmi gün gelmese ne olur?
Siz güzel ve sevimli taze çocuklar! Ve siz güleryüzlü, sabırlı, duyarlı cefakâr öğretmenler! Ne olur onca ders, ödev arasında önemli birşeyi, sevgiyi unutmayın. O sizin rehberiniz, ışığınız, sıcaklığınız olsun...

