Kaydet
a- | +A

Bu işte bir terslik var, ya da bana ters geliyor. Yaşamayı katlanılır hale getirmek için herşeyi şeker renge boyayıp sunmak, ortalığın günlük güneşlik olduğundan söz etmek ne derece doğru bilemiyorum.

Aslında güzelliklerden, mevsimin renginden, ışıltısından söz etmek istiyorum ama karnı aç, iri gözleri geleceğe ürküntüyle bakan insanlar beliriyor önümde. Karnı aç olana ekmek kadayıfı tarifesi vermek kadar insafsız bir davranış olabilir mi? Savaşta kaybetmiş bir kumandana ne kadar iyi dövüştüğünü, taktiklerinin yerinde olduğunu söylemek de aynı...

Bu ülkede herşeyin iyiye gittiğini, rotanın doğru noktada olduğunu söylemek yüzde yüz doğruyu çevreler mi? Elbette hayır! Aynı şekilde daha önceki yönetim ve uygulamaların yüzde yüz doğru olduğunu söyleyen birine kuşkuyla bakmak gerek. Önemli olan yanlışları en aza indirgemek. Ama bu böyle olmuyor.

Para kaybetmekten, sınav kaybetmekten daha önemli bir şey var insanoğlu için. Umut kaybetmek... İşte bu yaşanıyor ülkemizde. Yoksulluk olabilir ama umutsuzluk olmamalı.

Yıllar önce bir taksi şoförünün sözlerini hiç unutmuyorum. Şoför komünizmden söz ederek,

"Size uyar mı uymaz mı bir elbiseyi giymek zorundasınız; daha genişi, daha darı yok. Bunun gibi benim birşeylere sahip olmak için umudum olmalı, hayallerim, tasarılarım. Yaşamaya dört elle sarılmam için bu şart. Umudu elinden alınmış insandan geriye ne kalır?" demişti.

Gerçi komünizm insanları mutluluğa götüren bir yol değil ama ya öteki sistemler? Ya onlar yoksulluğu ortadan kaldırabildi mi?

Umut... İnsana taze kan veren şey... İster gerçekleşsin, ister gerçekleşmesin; herkesin ona ayırdığı bir pay vardır. Ama bugün belki de şu son on yıldır olumsuzluklardan etkilenmeyen bir küçük mutlu azınlığın hababam beslendiği ülkede hiçbir iyileştirme tedbiri tutmuyor. Nasreddin Hoca''nın göle maya çalması hesabı olmazları, tutmazları yaşıyor insanlar...

Yokluklar giderek artıyor, maaşlara yapılan zamlar piyasaya gelen zamlarla sıfırlanmış oluyor. Banka faizleriyle durumu dengeleyen bir emekli orta sınıf vardı; kıyıdan köşeden artırdıklarını böylece değerlendiriyordu. Ama faizler düşürülünce onlar da perişanları oynuyor şimdi. Bu halk dev dalgalar gibi yükselen sıkıntıları nasıl göğüsleyecek, hangi umutla, hangi çabayla? Meydanlarda "Halkım, halkımız!" diye seslenenler şimdi halk için ne yapıyorlar, söyler misiniz?

Bu hükümetin aldığı tedbirlerle sözde alım satımın düğmesine basılacak, üretim harekete geçecek, piyasa canlanacak, Türk parası değerlenecek diyorlardı. Oysa hâlâ yaprak kıpırdamıyor, kimse bir şey almıyor, kimsenin alacak gücü yok. Acaba sigaranın bile karaborsadan satıldığı, kıtlıkların, kuyrukların yaşandığı dönemlere mi dönülecek? O dönemlerde bile insanlar birşeylere sahip olabiliyorlardı, planları, beklentileri vardı. Ya şimdi?

Söylemek istediğim şu: Kış yaza göre ağırdır. Kış yakacak demektir, okul masrafları, un, pirinç makarna demektir. Yazın bir karpuz kesip ekmek peynirle idare edersin, kışın öyle değil, çoluk çocuk aş ister, dumanı tüten yemek ister. Altı ayda 110 bin liradan 150 bine atlayan en basitinden makarnayı, sürekli artan yiyeceği içeceği, zar zor gerçekleştirilen memur zammının neresiyle karşılayacaksınız?

Evet umut... Onu kaybetmek insanın yaşama savaşındaki kayıpların en büyüğü...