Aslında hepimiz birilerini oynarız. Aslımızı, kendimizi bir yana koyup farklı kimlikler ediniriz. Ya mesleğimiz gereği ya da öyle olmasını istediğimiz için... Kimi zaman da çevremiz bizi değiştirir biçimlendirir, hakiki kimliğimiz, nasıllığımız, niceliğimiz geri planda durur.
Kemal Sunal da görebildiğim kadarıyla sanatkârlığının ve canlandırdığı tiplerin gerisinde çekingen, belki içe kapalı, mütevazı bir insandı. İyiden, güzelden, insandan yanaydı çabaları. Sürekli ortalıkta belirip kendini şurda burda gösterip dedikodu batağına girip çıkan göstermeliklerden değildi. Buna ihtiyacı yoktu ve öyle bir yapıya da anladığım kadarıyla sahip değildi. Hatta kendisini toplumun bunca sevgisine rağmen bu toplumdan dışlamış, kabuğuna çekilmiş gibiydi. Filmleri gündemdeydi, eskimiyordu ve bunlara yenilerini ekliyordu. Fakat kendisi nadiren ortaya çıkıyor birkaç söz söyleyip çekiliyordu. Sanatkâr böyledir, başka türlü olamaz zaten. Ona Yüce Allah''tan rahmet diliyorum. Bütün çocuklar onu seviyor, ondan vazgeçemiyorlardı. İnanın ben hem Kemal Sunal''a üzüldüm hem de onu kaybeden çocuklara... Çocukların gözlerinde gözyaşları gördüm çünkü. Çocukların ilgi alanında olmak sanıldığı kadar kolay değildir. Onlar Kemal Sunal''ın defalarca seyrettikleri bir filmini yeniden seyretmekten bıkmıyorlardı. Filmlerindeki bazı sövgü niteliğindeki sözler dolasıyla onu eleştirenler olmuştu, ben de eleştirmiştim. Ama şimdi düşünüyorum, o bu tür sözlerle toplumun rahatlamasını mı sağlıyordu acaba? Onca geçim sıkıntısı çeken, haksızlığa uğrayan insanın mutlaka onda bulduğu birşeyler vardı. Bir bakıma geniş kitlelerin temsilcisi olmuştu.
Kimdi Kemal Sunal ve toplumun bunca sevgisini nasıl kazanmıştı? Rıfat Ilgaz''ın ünlü eseri "Hababam Sınıfı''ndaki İnek Şaban rolüyle başlamıştı gönüllere girişi. Öteki arkadaşlarından ezberciliğiyle ayrılan saf, deli dolu genç... Sonraları çoğunlukla dar gelirli vatandaş, öğretmen, memur, esnaf, saf köylü görünümünde ince bir alay ve yergi çerçevesinde haksızlıkları, ezilmişlikleri fakat umutları tüketmeden dile getirmişti. Köyden kente göç vakıası, siyaset manevraları, bürokrasi katılığı, bozuk düzen, hile hurda ne ararsanız toplumda çürüğe çıkmış, onun filmlerinde sergilenirdi. Öteden beri Yeşilçam''da gelenekselleşmiş yakışıklı romantik genç adam imajını böylece gerçeğin aynasını yüzlere tutarak kırmış ve galiba bir devrim yapmıştı sinemada. Piyano ya da keman çalan zengin bestekar Orhan''ın ya da görkemli bir malikanede oturan yazar Nejat''ın karşısına böylesi eti canı olan, nefes alan, bizim içimizde yaşayan bir insanı getirip koymuştu. Sanırım asıl büyüklüğü bu noktadadır. Kemal Sunal bu tarzıyla sinemada bir başlangıçtır. İlklerdendir. Toplum gerçeklerini dile getirmiş fakat hiçbir zaman ideolojik bir tavır içine girmemiştir. Daha çok insanda oyalanmış, insanda çarpmıştır yüreği. Onu erken kaybettik. Hem de filmleri her gün mutlaka bir televizyon kanalından gülümserken... Takdir böyleymiş. Hababam Sınıfı''nın öğrencisi Kemal Sunal artık bir okuldur.

