Bir defa güven duygusu sarsıldı mı yerine koyamazsınız. Vatandaş senelerdir afet yerlerine ulaştırılmak üzre kimi zaman rızkından kesip ayırdığı parasını, kimi zaman da malını Kızılay''dan hiç esirgememişti. Kızılay bağış yapılacak kurumların hemen hemen başında geliyordu. Tarih içersinde yerini almış, dünya çapındaki bu yardım kurumunun ne yazık ki şu son depremle perdesi kalktı. Nice ihmal ve sorumsuzluk ortaya çıktı. Meğer kimileri yüz akımız olması gereken bu çatıyı bazı kere vatandaşın bağrına basma merkezi gibi kullanmış. Bunu Uğur Dündar''ın Arena''sı gözler önüne serdi. Seyretmişsinizdir. Kadıncağız, kimsesi olmadığından ölümünden sonra verilmek üzre dairesini Kızılay''a bağışlıyor. Hani bir tabir vardır "Kendi malımla rezil oldum.." diye işte öyle. Ne ki bir süre sonra evi boşaltması isteniyor. Kadıncağız yetkililere bunun mümkün olamayacağını, bağışını ölümünden sonrası için yaptığını anlatmaya çalışsa da nafile; "ille çıkacaksın!" Yahu kimi kimin yerinden kovuyorsun? Sonunda birileri sözüm ona yol göstermişler: "Bari çıkıncaya kadar şu miktarda kira öde de olsun bitsin" demişler. Vatandaşı iyilik yapmaktan vazgeçirmek için özel bir gayret sarfediliyor sanki. Hayırseverliğin bunca istismar edildiği bir toplum acaba dünyanın başka neresinde vardır dersiniz? "Vur abalıya, bas da üzerinden geç!" zihniyeti ve felsefesi adeta toplumumuza hakim oldu. Dolandırıcılık, cepçilik, kendine yontma ve benzeri deyimler maşallah Türkçemizde bol miktarda geçiyor. Türkçemizin bu babda kelime ve deyim dağarcığı hayli zengin. Kimbilir daha hangi kurumlarda neler hasır altı ediliyor, ne insafsızlıklar sergileniyor, ne talanlar yapılıyordur. Bir tarihte hayır kurumlarından birini ziyarete gitmiştim. Baktım, yatağa mahkum, düşkün insanlara ne doğru dürüst yemek yediren var, ne de onların isteklerine cevap veren.. Yemekleri tepsilerle getirip bırakmışlar, oysa ki hasta uzanıp, kaşığı çatalı tutup yiyemiyor, hani neredeyse, ölüme terkedilmişler, kağıt gibi süzülüp kalmışlar. Hastabakıcılar adeta birer canavar kesilmişler, lugatlerinde sadece azar sözcükleri var, bir hışım, bir çalım, yanlarına varılmıyor. Hastaların tuvaletleriyle hele hele hiç ilgilenen yok. Bir tanesi elimdeki kolonya şişesini kapıverip, kolonyayı içmeğe kalkmasın mı? Meğer su zannetmiş. Aklı başında bir hasta dedi ki: "Burda pek su da vermezler, idrarlarını kaçırmasınlar diye.." Dünyanın bağışının aktığı bir kurumda bakıcıların herbiri neredeyse kamçılı, köle efendisi psikolojisine bürünmüşlerdi; yürüdükleri koridorlarda rüzgârlar estiriyorlardı... Bağdatlı Ruhi''nin insanlığın sıfırı tükettiği demleri anlattığı, büyük bir sosyal tenkidin manzum ifadesi olan "Terkib-i Bend"inden şimdi bir beyit hatırıma düştü. Şöyle ki:
Yarab! Bize bir er bulunup himmet eder mi? Yoksa günümüz böyle felâketle geçer mi?
Erler var olmasına var da, zibilliğe batmış olanlar çoğunlukta... Onların da bulaştırmadıkları yer yok.

