Kaydet
a- | +A

Aslında yaşanılası bir dünyada yaşamıyoruz. Etraf mutsuz insanlarla dolu. Başarısızlıklar, mahrumiyetler insanları cinayetlere, intiharlara itiyor. Çok az insan mutlu... Bakıyorum kan gölü ortalık. Kamera, divanlarda, halı üstlerinde gezinirken kan lekelerini boyut boyut veriyor. İnsanlar kolayca çıldırıveriyorlar ya da boşluğa düşmeleri çarçabuk oluveriyor.

Yeise kapılmak, herşeyden vazgeçmek o denli kolay ki... Toplumun hali bir Salvador Dali tablosu... Bir yanda kızarmış tostlar, jambonlu sucuklu pizzalar, kebaplar, karides güveçleri bir yanda karın deşen ekmek bıçakları, gövdeyle kafayla kırılan camlar, altıncı katlardan atlayanlar, göletlerde boğulanlar, çukurlarda can verenler...

Bu çılgınlık manzarası her telden çalıyor ve binbir yamalı. Gülerken ağlıyorsunuz. Ağlarken gülüyor... Bir anda kazanıyor bir anda kaybediyorsunuz. Döğüşen döğüşene. Canı isteyen birşeyleri kolayca yakıyor; bu bazen Sayıştay binası olabilir bazen ağaçlar, ormanlar... Bir düğün manzarası fakat savaştan farksız yanyana dizilmiş gözükara adamlar (biri vali yardımcısı) havaya ateş ediyorlar kıyasıya. Yerde de boş kovanları sevinçle toplayan çocuklar...

Delikanlılar göle balık tutmaya gidiyorlar, cesetleri geliyor. Bu nasıl yaşama böyle bilemiyorum. Her an herkes birşeylere toslayabilir. Neyi kaldırsam çoğunun altından yoksulluk çıkıyor. Varın yoğa aldırdığı yok...

Televizyonda yemek saati... Hergün farklı giysisine göre cicili bicili önlükler takan, belinde cep telefonuyla genç hanım mutlu ülkenin huzurlu ve doygun bir bölük insanına kalbur üstü yemek tarifleri veriyor. Bu arada bir firmanın da kabı kacağı rondosundan rendesine tanıtılmış oluyor ki bu takımlara sahip olmak herkesin kârı değil. Durun bakalım, daha alüminyumları atamayanlar var. Ya da birkaç çelik tencereye yeni kavuşanlar...

Yemekler de öyle zaman ve özen isteyen süslü püslü şeyler ki çalışan hanımların bunlarla uğraşabileceklerini sanmıyorum. Üstelik malzemeleri tartıya konuyor; yirmibeş gram şundan, kırk gram bundan. Yahu annelerimizden gördüğümüz el kararı, parmak ölçüsü nereye gitti? İyi bir aşçı, pilavı bile ölçeksiz yapar. Hangi pirincin ne kadar su kaldıracağını bilir. Hoş, bu programda öyle düz pilav bulamazsınız, ille karidesli, mantarlı, bademli filan olacak...

Hatun pizza yapıyor, hamuru özene bezene hazırladıktan sonra "Jambonu peynirlerin altına gelecek şekilde dizin ki yanmasın. Jambon yoksa salam da konabilir.." diyor. Fakat asıl vurucu cümle şu: "Bu malzemeleri pizzanın üzerine ne kadar bol korsak o kadar hoş olur. Ben öyle yapıyorum, bol malzeme fakat ekmeği az.."

Bazı sayfaları okunmadan geçmiş bir kitap gibi duruyor toplum hayatımız. Bazı kesimlerin nasıl yaşadıklarından haberimiz yok. Biraz da tarhana çorbası tarifi verseniz ne iyi olur... Hem atadan kalma hem de betli bereketli. Tarhana denen çorbalık yaz sonu nasıl hazırlanır, nasıl kurutulur ve nasıl pişirilir? Kaç çeşit tarhana vardır gibi... Anadolu''yu asırlardır kurtaran diri tutan tarhana olmuştur desem şaşırmazsınız herhalde. Bu çorbanın girdiği evde yokluk kıtlık bilinmez.

Cinayetlerle başladım, çorbayla bitirdim. Dedim ya Salvador Dali tablosu bu, ne ararsan var...