Devlet Bakanı Hasan Gemici''den bakanlığa bağlı olan Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü''nün çalışmalarıyla ilgili rapor özetleri geldi. Kuruluşun gayesini okuyucularımıza hatırlatalım: 1990 yılından bu yana kadının ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda "konumlarını" yükseltmek üzre çalışmalar yapmak, erkeklerle eşit haklara sahip olmaları için politikalar oluşturmak, kamu kurum ve kuruluşları ile gönüllü kuruluşların yürüttüğü çalışmalara destek olmak... Kısacası kadının toplumumuzdaki yerini belirleyip ona saygınlık sağlamak diyebiliriz.
Mesela kadının sosyal, ekonomik ve siyasi kararlara katılımına önayak olmak, toplumla bütünleşmesini sağlamak, konuyla ilgili uluslararası toplantılara katılmak, bilgi toplamak, araştırmalar yapmak, yayın faaliyetlerinde bulunmak bu çabaların başında geliyor.
Yalnız ben statü sözcüğüne takıldım. Neden statü? Neden böyle melez bir dil kullanıyoruz ve devlet bakanlığı muhtevası içinde böylesi yabancı bir kelimeye yer veriyoruz? Açıklaması mümkündür sanırım.
Aynı şekilde bana gönderilen metnin içinde panel, sempozyum, work shop gibi kelimelere rastladım. Panele, sempozyuma alışıldı yine de Türkçeler''i kullanılmalı, work shop''la ise yeni karşılaşıyorum. Birileri bu modayı çıkarttı, sel gibi geldi, şimdi resmi kurumlar bile bunları kullanmada sakınca görmüyor. Neyleyelim, nişleyelim bilemiyorum.
Çalışmaları biraz daha açalım: Kadınların bütün iş imkânlarından yararlanmasını gerçekleştirecek, kalkınmaya katkısında rol oynayacak uluslararası projeler hazırlanmış. Bunun için gerekli kaynakları bilgi ve belgeleri toplamak suretiyle kitaplar yayınlanmış.
Bir başka çaba, kadınlara hak ve fırsat eşitliği sağlayacak düzenlemeler için yasal çalışmalar yapılması... Türk medeni kanununu günün şartlarına uygun hale getirmek üzre beş yıllık bir çalışma sonucu bir yasa taslağı hazırlanmış.
Diğer faaliyetleri aile içi şiddetin önlenmesi için ailenin korunmasına dair kanunda bazı değişiklikler yapılması, aile mahkemelerinin kurulmasına ilişkin bir yasa taslağı hazırlanması, Kadın Erkek Eşitliği İzleme Kurulu''nun kurulması yönünde Mecliste karar alınması, cinsiyete dayalı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için anayasanın 10. maddesinde bir değişiklik yapılması teklifi olarak sıralayabilirim.
Buradan anlaşılıyor ki çağdaş Türkiye''nin kadını korumak ve kollamak yolunda attığı pekçok olumlu adım var. Okuma yazma kursları, el becerilerinin değerlendirilmesi, toplumda erkeğin sahip olduğu imtiyazlara sahip olabilme yolunda çabaları da bunlara ekleyelim...
Düşünüyorum da bundan yirmi otuz sene önce kadın bireyin hakları ve onu yasalarla koruma kollama konusunda ne kadar eksikliydik... Bugün artık kadınlarımızı sahiplenmiş bakanlık ve sivil kuruluşlar var. Gerçi toplumdaki kadın manzaraları hâlâ belli bir noktaya gelinemediğini gösteriyor. Ne var ki bugün çoğu Türk kadını ne yaptığını, ne yapacağını az çok biliyor. Bu dünyadaki yerinin yalnızca ana olmak, çocuk yetiştirmek olmadığını öğrenme noktasında...

