Bir hikaye okumuştum Kemal Bilbaşar''dan... İçime işlemiş. Geçende yine göz attım. Aynı burukluğu duyurdu bana. Adı "Kaymaklı Tavukgöğsü"
Çoğumuzun çocukluğunda hiç unutamadığımız özenişlerimiz, imrentilerimiz vardır. Şimdi de kimbilir ne yokluklar yaşanıyor, çocukluğun özleyişleri arasında kimbilir ne tatlar, ne kokular gizleniyor...
Kemal Bilbaşar sosyal gerçekçi hikayecilerdendir. "Kaymaklı Tavukgöğsü" İkinci Dünya Savaşı sırasında bir memur ailesinin zafiyetli çocuğu üzerine kurulmuş bir hikaye. Belki elli beş, altmış yıl önce yazılmış... Ama şu günkü yokluklar, geçim sıkıntıları da o günlerden geri kalmıyor hani.
Geçimi tıkırında olanlar, hayatı gül bahçesi tonunda görebilir ama bugün ülkemizde ne üniversite tahsili işe yarıyor, ne emek, ne yetenek... Memur memur olalı belki bunca sıkılmamış, hor görülmemiştir. Emeklilerin maaşı bahşiş kabilinden iki günde sele yele karışıp gidiyor. Esnaf dükkân bekliyor, dükkân kapatıyor.
Bu niceye dek böyle sürer bilemeyiz, ama çok gitmez. Yük ağır, vagonlar çekmiyor.
Gelelim hikayeye. Bay Naci Duru hükümetin onbeş lira karşılığında verdiği kuponu karaborsacılara satıp havadan on lira kazanarak çocuğunu doktora götürür. Engin ne zamandır şiş karınlı, soluk benizli, iştahsız, isteksiz bir çocuktur; bir marazı vardır belli ki.
Dispanserdeki doktor, çocuğu muayene ettikten sonra tüberküloz başlangıcı sözcüklerini söylemeye çekinir. Öyle varlıklı bir aile olmadıklarından çocuk için "Bol bol pirzola yesin!" gibi tavsiyelerde de bulunmaz. Şurup ve kan iğneleri yazar, bir de günde iki üç yumurta yemesini öğütler.
İlâçlar alınır, üstüne bir de Engin''in tutturduğu bir kukla. Sonra bir muhallebicinin önünden geçerlerken vitrindeki sütlâçlar, muhallebiler çekiverir onları. Çocuğun da inadına iştahı gelmiştir. Canı tavuk göğsü çekmiştir. Girerler; tavuk göğsü muhallebiler üstüne üstlük kaymaklarıyla birlikte gelir. Günün modasıymış. Naci Duru önce fiyatlara bakmış. Cebindeki paranın iki tavuk göğsü için yettiğini, geriye onbeş kuruş artacağını hesab etmiştir. Ama işte bir kurt, bir kuşku düşüverir içine. Ya kaymaklar için ayrı para alınıyorsa?
Listede tavuk göğsünün fiyatı onyedi buçuk kuruş olarak yazılıdır; ancak bunun içersinde kaymakların ücreti de var mıdır? Gayrı Naci Duru ne yediğini bilemez, ağzının tadı kaçmış, kaymaklı tavuk göğsü zehir zıkkım bir şey olmuştur. Neyse garson gelir, Naci Bey tabağa elli kuruş kor, üstünü bekler. Garson "Yirmi kuruş daha vereceksiniz!" der. İşte korkulan olmuştur. Bu bir yaşama savaşıdır ve savunacaktır kendini: "Ben sizden iki tane tavuk göğsü istedim" der. "Kaymaklı olsun demedim ki... İşte fiyat listeniz de karşıda. Tavuk göğsü 17.5 kuruş diye yazılı. Kaymaklı kaymaksız lafı yok. Kaymaklı tavuk göğsü diye bir şey olsaydı onun da fiyatını yazardınız."
Doğruya ne denir? Ve garson hatayı kabullenir. Paranın üstünü getirir.
Buna benzer ne hikayeler yaşandı yaşanıyor. Tavuk göğsü ya da benzeri şeyleri sadece vitrininde gören insanlar da var. O savaş yılları çoktan aşılmış olsa da. Zamanımızın yoklukları bana o hikayeyi hatırlattı. "Değişen ne var ki?" diyeceksiniz.

