Kaydet
a- | +A

Dünya Olimpiyatları Avustralya gibi çeşitli ülke insanlarının kaynaştığı kocaman bir ülkenin şanına lâyık bir biçimde açıldı. Bu yarışa Afrika''nın en ücra devletlerine kadar katılanlar vardı. Sporcular ülkelerinin atmosferini yansıtan biçim ve renklerdeki kıyafetleriyle göz doldurdular. Güldüler, el salladılar. Hepsi de başaracaklarına, madalyayı elde edeceklerine inanıyor olmalıydılar.

Ben büyük ülke olmanın spordaki başarılardan da pay aldığına inanıyorum. Atatürk''ün spora verdiği önemin 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramıyla ifade edilmesinde de sanırım bu düşünce yatar. Baktım, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi kardeş cumhuriyetler bizden daha fazla bir kalabalıkla katılıyorlar. Sovyetler Birliği döneminde spora verilen önem bu ülkelerde şimdi de sürmekte. Bize gelince daha iyi, daha başarılı olmamamız için hiçbir sebep yok. Güce dayalı sporlarda iyiyiz ya öteki incelikli gösterilerde?

Sydney''deki açılış yürüyüşünde bütünleşme ve barış içinde yaşama ülkülerinin de ifade edildiğini gördük. Güney Kore, Kuzey Kore temsilcilerinin yekvücut, el ele çizdikleri tablo bir zamanlar birbiriyle savaşmış ve bölünmüş kardeşlerin bütünleşmesi son derece duygulandırıcıydı. Olimpiyat bayrağı üzerine yansıtılan kocaman beyaz güvercin de öyle... Evet kardeşlik ve barış... Sporun gayelerinden biri bu değil mi?

Olimpiyat meş''alesini eski bayan atletlerin taşıması da geçmişteki kahramanların unutulmadığını ve kadına verilen değeri anlatmak bakımından düşündürücüydü. Sahaya olimpiyat meş''alesiyle giren bayan sporcu bacaklarındaki bir rahatsızlık sebebiyle tekerlekli sadalyede yardımcısının desteği ile yol alıyordu. Gözlerim doldu. Bir zamanlar atlayan, koşan çelik vücutlu insanlar, önlenmez doğa kanunlarıyla sallanıyor, sarsılıyor, güçlerini yitiriyorlar.

Olimpiyat meş''alesi elden ele dolaşarak sonunda

Avustralya yerlisi genç ve başarılı bir bayana ulaştı. Vücuduna yanmaz bir tayt geçirmiş atlet, teknoloji harikası dev meş''alenin bulunduğu renkli sularla çevrili bir sisteme ulaşarak olimpiyat ateşini tutuşturdu. Bu dev meş''alenin ortasından tutuşmadan yine o sistemin becerisi ve hüneriyle bir alt zemine indi. Yanar kısım ise binlerce seyircinin üzerinden yukarılara doğru yükseldi yükseldi... Ve alttan gelen bir başka kısım ile birleşti.

Bu tablo, özellikle meş''alenin bir Avustralya yerlisi tarafından yakılması ülkenin dünya insanına ulaştırdığ belki de hepsinden önemli bir mesajdı: Şunu söylemeliyim: Böyle olması doğru ve güzeldi; çünkü Aborigine denen yerliler, daha beyazlar Avustralya''ya gelmeden önce de orada yaşıyorlardı.

Evet. Karşılaşmalarda ilk günlerin kazanç ve kayıp haberleri ard arda gelmeye başladı. Halterde Halil Mutlu, judoda Hüseyin Özkan bayrağımızı yükseltip altın madalyayı hak ederlerken, halterin seyircileri silkeleyen ismi Naim Süleymanoğlu maalesef kaybetti; gazeteler çöktü, bitti, yıkıldı diye yazdılar. Ama işte sebepler ne olursa olsun kazanmak ve kaybetmek konusunda bir kaya bir dağ değil, bir insan var karşımızda ve insanoğlu bu iki gerçekten de payını alır.