Bir yerde kırmızı renkte kutular gördünüz mü? Görürseniz haberim olsun! Elimdeki tükenmiş pilleri atacağım da.. Büyükşehir Belediyesi zehir ve kanser yapıcı maddeler ihtiva eden pillerin öteki çöplere, sulara, toprağa karışmaması için bu metodu uygun bulmuş. Piller işbu kırmızı kutularda toplanacak, sonra ne yapılacaksa yapılacak... Güzel alkışlanası bir karar... Fakat uygulama ne denli başarılı olacak acaba?
Gerçi çok geç kalındı; güzelim toprağa, sulara pil gibi daha neler neler karıştı demiyeyim, çünkü bazıları toprağa karışacak yapıda değil. Girdi demek daha uygun olur. Biz bundan sonrasına bakalım deniyorsa o başka... Bir gün Marmara kıyılarından denize girin de görün nelerin kaynaştığını. Ayıptır söylemesi herşey mevcut. Bir sabah denize girdiğimde baktım yanıbaşımda kanatlarını açmış bir şey yüzüyor. Meğer Orkid''miş. Köpekbalığı görmüşçesine karaya attım kendimi. Olmaz böyle şey demeyin oluyor işte: Bizim gibi mankenlik sanatında dünya birincisi, lâkin temizliğin kurallarını bilemeyen, öğrenmemekte de ısrar eden insanların yaşadığı gelişmemiş ülkelerde böyle korkunç rastlantıların şokları olağan şeylerdir. Şimdi bu vatandaşlar neyi nereye atacaklarını bilemedikten sonra yeşil kutular, kırmızı kutular neye yarar? Kaldı ki bizim buralarda kırmızı kutu da göremiyorum. Ne yapsak, nerelere başvursak bilemiyorum. Tabii şu gerçeği de görmemiz gerek: Şimdiye kadar çöpe atılan piller ne oldu? Olanlar oldu. Ucun ucun çoktan işlerini gördüler... Sağınıza solunuza bakıyorsunuz; adamcağız bir haftanın içinde kandil gibi eriyip bitiyor. Meğer kanser oluvermiş. Nasıldı niyeydi demeden... Eskiden bir tez verem vardı. O da "sevdadan olur" derlerdi: Böyle üç günün, beş günün içinde ağzından af buyrun kan gelir, giderdi. Şimdi tez veremin izi tozu yok şükürler olsun, ama bakıyorsunuz bir ailenin biri ikisi değil, üçü beşi kanser hastalığına yakalanıvermiş. "Acaba irsi mi?" diyorsunuz. Lâkin teyzede varsa eniştede de çıkıyor. İşte o zaman da "Acep bulaşıcı mı?" diyorsunuz. Senelerdir toprağa, suya, havaya neler karışmadı ki... İlaçsız, zehirsiz hiçbir ürünü yetiştiremiyoruz, ambarlarda muhafaza edemiyoruz. Artık herşeyin başı zehir. Avrupa''nın vazgeçtiği zararlı maddeleri biz hâlâ kullanmada ısrarlıyız. Özellikle plastik, naylon türü araçları... Has sabunlarla işimiz görülmüyor ille de deterjan olmalı... Hayatımız deterjanlarla, çamaşır sularıyla, deodorantlarla, haşere ilaçlarıyla, pillerle, katkılı yiyecek maddeleriyle, suni yemle yetişmiş, hormonlu sebzelerle çevrili. Nereye baksak yapısı değişmiş, tuhaflaşmış, kendisi olmayan ürünler... Kanserin sebepleri ortada sırıtırken artık irsi mi, bulaşıcı mı demenin anlamı kalmış mıdır? Bütün bunları bir yana bırakalım. Kırmızı kutuyu nerden bulacağız. Ve ben elimdeki tükenmiş pilleri, o kadmiyum canavarını nereye atacağım? İşte asıl mesele bu...

