Kaydet
a- | +A

Kanada''da yıllardır geyikleri kurtarma adına öldürülen ve nesli tükenmekte olan kurtlarla ilgili bir belgesel seyrettim. Ötedenberi hangi türde olursa olsun doğanın dengesi saydığım hayvanların öldürülmesinden yana olmadım hiç. Bazen insanların kıyımları, acımasızlıkları karşısında hayvanlara sığındığım, onlarla avunduğum olur. Hele şu avcılığı spor kategorisinde göstrenlere her zaman karşı çıktım. Hayvan katletmenin sporla ne ilgisi olabilir?

Fakat Kanada da Alaska''da yapılanlar daha da garipsenecek bir durumu ortaya koyuyor. Kanada hükümetleri aşağı yukarı 1920''lerden beri sözüm ona doğayı korumak için kurt sürülerini yok ediyormuş. Belgeselin adı Ağlayan Kurt... Kanada hükümetlerinin geyiklerin azalmalarını engellemek için kurtları katlettikleri anlatılıyor bu yapımda.

Fakat ters olan şu; geyikleri avcılar öldürüyor derileri ve etleri için... Bunu spor adı altında gerçekleştiriyorlar. Kurtlar da tabiatleri gereği bu işi yapıyor; çünkü onlar böylesi bir güçle yaratılmışlar. Yaşamak için böyle davranmak zorundalar. Ne ki yüce Allah dengeyi ona göre kurmuş. Avcıların yaptıkları işin ise sorumlusu kurtlar olamaz. Bir araştırmacı diyor ki:

"Bu bir ekolojik dengedir. Doğayı kontrol altına almak bu anlamda kurtları katletmek yanlıştır. Peki bu yanlışa karşılık insanları kim kontrol altına alacak? Yanlış avlanmanın yol açtığı eksilmenin müsebbibi kurtlar olamaz."

Hayvanseverler bu yanlışın farkındalar ve artık kurt kıyımını engellemeye çalışıyorlar. Zira ülkelerindeki çok geniş kurt alanları şimdi bomboş kalmış. O güzelim kuzgun karası gece gibi parlayan ya da gök alacasında gri mavi gökkurtlar nesillerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyalar.

Demek ki hayvan kıyımı batıda da oluyor. Ne ki oralarda koruma dernekleri, araştırma merkezleri hayvanlara kendi ailelerinin fertleriymişçesine sahip çıkıyor. Afrika''da nesli tükenmiş kaplanları yeniden tabiata kavuşturup oradan ülkesine dönmek üzere hayvanlarıyla vedalaşan bir zooloğun ağlayışını yine böyle bir belgeselde içim burkularak seyretmiştim.

Ülkemizde bu türden araştırmalar hayvanları tabiata kazandırma mücadeleleri Batıdaki ölçüde maalesef gerçekleşemiyor. Hatta buradaki insanlar "Önce bizim karnımız doysun, sonra hayvanlara sıra gelsin!" gibisinden yanlış, bencil düşüncelere sahipler.

Fakat ben gelecek adına pek de ümitsiz değilim gerçi dengeler bütünüyle bozuldu ama çevreciliğin yeni yetişen kuşakları, düzenlenecek yasalarla ve yüreklerindeki sımsıcak sevgiyle doğayı korumak, kurtarmak için var güçle çalışacaklardır.