Kaydet
a- | +A

Meğer önüne gelen silahlanmış. Gazetelerin renkli sayfalarına bakın, kimisi karısını, nişanlısını, ayrıldığı eşini, kimisi de sevgilisini, arkadaşını vurmak için kullanıyor. Bir aile parçalanmasıdır önümüzdeki tablo, bu konuda eğitim kurumları iflas etmiş, geride kalmış gibidir.

İnsanlar silahı belki korunmak, savunmak için ya da caka satmak uğruna alıyor; sonunda onunla ya intihar ediyor ya da birilerini vuruyor.

12 Eylül''de halkın elindeki silahlar toplanmıştı ama şimdi bu silahların kim bilir kaç misli yanımızda yöremizde, gittiğimiz lokantada, trafiğin içinde, alışveriş yerlerinde dolanıp duruyor. Yani bizim insanlarımız artık şarkılardaki gibi "ölümüne" yaşıyorlar. Red Kit''in dolaştığı kasabalar benzeri burada da ya ölürsün ya kalırsın savaşı veriliyor.

Bir oğul babasını televizyon seyrederken gelip ensesinden vurmuş. Sebep? Babası ona baskı yapıyormuş. Olabilir, ama öldürmeli miydi? Buna nasıl cesaret etti? Babasını hiç mi sevmiyordu? Baba çocuğa kıyıyor, çocuk babaya kıyıyor. Velhasıl kan bağı bu cinayetleri engelleyemiyor. Demek ki yüreklerinde bir sevgi boşluğu var.

Son günlerde, belki geçen yılki bazı olayların devamı olarak okullarda istenmeyen olaylar yaşandı. Bana kalırsa okullardaki eğitim öğretim metodları bugünün problemlerine yeterince cevap veremiyor. Öğrencilere olumsuz yönde etkilendikleri çevrelerle, diyelim ki televizyonun, sinemanın şiddete yol göstericiliğiyle nasıl baş edecekleri, bunlara karşı nasıl antikor oluşturacakları kafi derecede anlatılmıyor...

Belki bu konular yeni yeni gündeme geliyor da ondan... Hız çağında alınacak tedbirlerin de hızla düşünülmesi ve uygulanması gerekir oysa. Yaşadığımız çağı teknolojinin büyük çıkışlarından doğan insan yapısındaki zedelenmeleri, farklılaşmaları tahlil edebilmeliyiz.

Unutmamalıyız ki bugünün insanı, dün sakin kafayla sobasını yakan, sokak satıcılarının sesini dinleyen, günde belki sadece üç arabanın geçtiği sokakları pencereden seyreden, tek eğlencesi radyo, kırlar, komşuluklar olan, düzeni seven, bahçelerle soluklanan, saygıyı baş tacı etmiş, tutkuları frenli, istekleri dengeli biri değil artık. Günün insanı hep almayı hedefliyor, vura kıra, zorla, birşeyleri altüst ederek, hatta yasaları çiğneyerek almayı...

Doğadaki farklılaşmalara eş, mesela yediğimiz meyvenin tadını değişik bulmamız gibi insanlarda da geçmişin insanına benzemeyen yanlar gelişiyor, bunları belki görüyor ama üzerinde uzun boylu düşünmüyoruz.

Bundan böyle okulları insan ilimleriyle uğraşanlara açmamız gerekiyor. Çünkü insan kazanma sanatı, matematik, tarih, Türkçe dersleri yanında önemini giderek arttırıyor. Artık okulların sadece ders öğretme, not atma sınırları içinde bir kurum olmadığını, olmayacağını düşünmek zorundayız.

Evet bundan böyle o hep karnenin bir kıyısında köşesinde kalmış, pek de önemsenmeyen, sadece cezalandırmalarda akla gelen, hiç ödüllendirilmemiş "hal ve gidiş" kavramına önemle bilinçle yaklaşmalıyız.