Haluk Sena Arı''nın kitabını okuyorum: "Osmanlıda Aile Hayatı" adını taşıyan bu eserle benim de yer yer bir ucundan yaşadığım İstanbul hayatının kokusunu alıyorum uzaktan uzaktan.
Haluk Sena Arı eski evlerin, konak ve yalıların rölyeflerini yapan bir sanatçı... Geçmişe ait birikimlerini yazar dostumuz Ayla Ağabegüm''ün desteği ve isteği ile kitaplaştırmış. O anlatılası ve yazılası güzellikler mademki kayboluyor, hiç olmazsa kaleme alınmalı ve böylece genç kuşaklara yeniden kazandırılmalıydı. Böyle düşünmüş ve o dünyayı satırlara dökmüş.. Rölyeflerinin fotoğraflarıyla birlikte. (Nesil Basım Yayın 0212 551 32 25)
Haluk Sena Hanım Kocamustafapaşa''yı oradaki ahşap konağı, sonra taşındıkları Bağlarbaşı''ndaki evi ve öteki evleri, komşulukları, su sızmaz dostlukları, ev yaşantılarını puslu bir cam ardından seyreder gibi anlatıyor. Düşünün havagazı lambalarıyla aydınlanan bir sokak, herşey bir düş gibi... Bahçesinde kuyusu olan evler, o bahçelerde yetişen meyveler sebzeler.. Buzdolabı niyetine kullanılan, içerisine karpuzların, limonata şişelerinin daldırıldığı kuyular... Mutfağın bir köşesinde duran hiç tükenmeyen tükenmez küpleri...
Benim çocukluğumda da Rum, Ermeni, Yahudi demeden ekalliyetle kurulan komşuluk ilişkilerini hiçbir politik görüş bozamazdı.. Cicianneler, dadılar, komşular eş dost akraba bir bütün halinde yaşarlardı. Ailemizin ve yakınlarımızın görüştüğü insanlar arasında mutlaka ekalliyetten birileri olurdu. Haluk Sena Hanım da "Gayri müslime gâvur denmezdi." diyor. "Yaşlıca bir Ermeni hanımı olan karşı komşumuz matmazel yalnız yaşardı. Beyaz işi işleyerek geçimini temin eder, yaz başlarında da evinin bir bölümünü gene gayri müslimlere yazlık olarak kiraya verirdi. Bir yaz, evini tutanlar, mühim bir mazeretleri çıktığı için gelemediler. O vakit matmazelden işittiğim bir sözü hâlâ hatırlarım. ''Haluk'' demişti, sağ elinin işaret ve orta parmaklarını alnına götürerek ''İnsanın burasında yalnızlık yazılı ise, hiçbir şey, onu değiştiremez.'' Bu bir kader inancının ifadesi idi bence. Yıllar sonra ağabeyimin vefatında kırk mevlidine camiye gelmişti. Bir ara onu namaz kılarken değil, fakat secdeye kapanırken gördüm."
Haluk Sena Arı, ev, sokak, bahçe hayatını o zamanki ayrıntılarıyla anlatırken devrin satıcılarından, posta ve gazete müvezzilerinden de söz ediyor. Ya o sade mi sade, dışa kapalı evlerin içerisindeki güzelim görenekler, anlayışlar? Kanaat hırkasıyla, saygıyla sevgiyle serpilen çocuklar? O ebrular, hatlar, o levhalar, "Bu da geçer yahu"lar ve insanı taşkınlıktan koruyan şöylesi dörtlükler:
Mala mülke mağrur olma
Deme var mı ben gibi
Bir muhalif rüzgar eser
Savurur harman gibi
Bu kitabı okuyun... Değişen hayatımızı yeniden eski biçimine döndüremeyiz ama belki o devir içerisindeki bazı değerleri, sanat zevkini, yüksek düşünceyi bir yaralı leyleği bile koruyan anlayışı seçip alabiliriz.. Çeşmesinden evine, döşemesinden sofrasına, felsefesinden estetik kaygısına kadar bütün dünyasıyla o insanları anlamağa çalışarak kendimize çekidüzen verebiliriz.

