Gençlerin en tamire muhtaç yanları sabırsızlıkları... Üç beş hikaye yazan bir genç bana bunları göndermiş. Zaten kitap bastıracakmış ama bir de ben göreyim istemiş... Daha yirmibir yaşında; ansızın çakan bir şimşek fakat sonrası? O ışık parladığı gibi silinip gidecek ufukta. Çünkü çocuk yazdıklarının içerisine sabrı ve zamanı katmamış.
Sabır ve zaman iki dost. El ele yol alırlar gün gece. Onlar kadar geçimli iki şey daha var mıdır hayatta? Hiç ihtilaf, kavga dövüş çıkmamıştır aralarında. Zaman sabra borçludur, sabır zamana... Zaman sabra muhtaçtır, sabır zamana... İkisi de aynı hedefe doğru yürürler. Yol ayrımları yoktur. İkisi de gerçeği ve doğruyu severler...İkisi de insandan yana...
Sözünü ettiğim genç belki üç dört yıl beklese yazdıklarını o zaman okusa "Nasıl da çocukça şeyler yazmışım" diyebilecek... Diyecek ama bir daha geri dönemeyecek. O zaman beğendiği, şimdi beğenmediği sayfalar insan önüne çoktan çıkmıştır.
Sabır evet, sanatın, ilmin harcı mayası bu..Sabır aynı zamanda yaşla birlikte gelişen kabullenilen bir şey...Sabır bir sınanmadır insan için...Niyazi-i Mısri İslam velilerinden, adı yaygın bir ulu kişi...Hani İstanbul''da Sokullu Mehmet Paşa Dergâhı''nda kalırken mânâ iklimlerinde dolaşıp gözyaşı dökermiş. Halil Paşa, onun kaldığı odanın harap döşemelerini yenilemek istemiş de sonra onu rüyasında görmüş. Niyazi-i Mısri "Gözlerimin yaşı ile yıkanmış olan o tahtaları muhafaza edin!" demiş ve isteği yerine getirilmiş. İşte bu büyük veli, Mısır''da öğrenimini tamamladıktan sonra Malatya''ya gelir. Hüseyin Bey köprüsüne doğru biraz mağrur görünüşle yürürken karşısına yaşlı bir zat çıkar. İhtiyar, Niyazi-i Mısri''ye şu soruyu sorar:
"Tahsilini bitirdin mi?"
''Evet..'' der Niyazi-i Mısri...Pir-i fani bu cevap üzerine ortadan kaybolur. Niyazi-i Mısri hatasını anlar. Hiç ilim tamamlanır da biter mi? Hem herşeyi öğrendim zannına kapılmaktan büyük yanlış olur mu?
O ne söylemiştir düşünmeden? Pişman ve kırık dökük O zatı bulmak için epeyce dolaşır fakat bulamaz.
Daha sonra İstanbul''da bir imtihana davet edilir. Niyazi-i Mısri imtihanı kazanır ve padişahın huzuruna çıkar. Padişahtan takdir toplayarak İstanbul''daki kırk tekkeyi dolaşmaya başlar. Kırkıncı tekkede Ümmi Sinan''la yani aradığı zatla karşılaşır. Ümmi Sinan;
"Geldin mi oğlum?" diye sorar. O da,
"Geldim.." cevabını verir. Ümmi Sinan,
"Bekle beni geliyorum!" deyip gider. Gider ama gelmez bir türlü. Aradan tam yedi yıl geçer. Niyazi-i Mısri yedi sene o tekkede Ümmi Sinan''ı bekler. Nihayet o zat çıka gelir ve şu sözleri söyler;
"Tahsilin şimdi tamam oldu. Söyle bakalım ilmin başı nedir?"
O da cevap verir:
"Sabır..."
Gözyaşıyla sabırla karılmış bir uğraşın semeresi gelip geçici değildir. Çünkü içerisinde iyi niyet halisane duygular, alın teri, el emeği ve cehd dediğimiz şey vardır.

