Kaydet
a- | +A

Bugün biraz karamsarım. Her zaman duygu ve düşünceleriniz kıvamında olmuyor. Yazıya tam başlayacağım anda kesilen elektrik biraz hırpaladı beni. Sonra yine geldi, yine gitti. Gerçi cereyan kesilince de bu diz üstü bilgisayar aküsüyle bir süre idare ediyor ama ille oda da aydınlık olmalı. Bari yatayım dedim, bu kez en olmaz, en olumsuz düşünceler kuyruğa girdi. Uyumak ne mümkün! Kalktım ve yazmağa koyuldum.

Aylardan ağustos. Ay da yok gökyüzünde. Gece kadar içim de karanlıkla kaplı, ışık sızmıyor hiç. Bugün karamsarım dedim ya, bir sürü dergi karıştırdım, tat alamadım.

Vefasızlıkları düşünüyorum; yeni yetme çocukların bir yerlere gelip şöhret kabarmaları dizlerine eteklerine varmışken sizi, yol gösterenleri unutmaları aklıma geliyor. Hele bir tanesi kitabı çıkıncaya dek arar, sorar, kandilleri geçiştirmez, tepeden inme düşer gelirdi. Şimdi bir dergi çıkarıyor, neredeyse bir yıl oldu, yazı istemek inceliğini dahi gösteremedi.

Hoş, dergilere pek yazmıyorum artık. Hem zamanım yok, hem de kendime göre bazı kurallarım var. Derginin hangi gayeyle çıktığını, gerçekten sanata mı hizmet verdiğini, elbette kadrosunu ve kalitesini bilmeliyim. Belli bir kesimin sesi olmaktan öte bir işe yaramayan dergilere de cevabım hayır oluyor.

Yine böyle yol yordam öğrettiğimiz bazı gençler telefon açıp hal hatır sormayı bir yana koydular; dergiler çıkarıyor yahut ilaveler hazırlıyorlar da hatırlarına gelmiyorum hiç. Hani ben ölecek olsam, biliyorum neler neler yazacaklarını.. Hikâyeciliğim, romancılığım,

kişiliğim, sanatım üzerine neler döktüreceklerini, yirmi beş yıl önce söylediğim bir iltifat cümlesini bile hatırlayacaklarını... Sadece üç beş kez gördüklerimle bile nasıl abla kardeş olduğumuzu...

Eh, bunları da izninizle söylemeliyim; doluyum çünkü, söyleme yaşına geldim. Evet söyleme yaşı... Aslında söylemenin yaşı olmamalı; ne var ki ben bu olgunluğa yeni eriştim. Eskiden kendi halinde, insanları incitmekten kaçınan, sözü olsa da sakınan, o ne der bu ne der kaygısında biriydim. Hatta sevmediklerime, benimle barışık olmayanlara bile iltifat ettiğim olmuştur. Ama şimdi öyle değil. Şimdi bıraktım çekinmeleri kaçınmaları.

Tevazu göstermek de yoruyor beni; hem niye? Öyle gözüken ustalara da kızıyorum. Çoğu inanın kibrinden yapıyor bunu. "Efendim acizane eserim." Niye canım? Basbayağı "Kanımla canımla yazdığım eserim..." desene şuna.

Dedim ya, artık neysem oyum. Kendime olmasa da Sevinç Çokum''a saygım var. O başka biri ve benim korumak zorunda olduğum biri... Kimsenin bu levhayı tozlu tavan arasına kaldırma çabasına izin vermem.

Sahi fazla öfkeliyim bu gece. Birden pencereden yeni doğan ay gözüme ilişiyor. Sarıdan öte turuncu mu turuncu... Dolunay değil ama hilalden sonraki hal var üstünde... İçimin karanlığı, bungun düşünceler dağılıveriyor. Yarın böyle olmayacağım ve yarın hiç beklemediğim güzelliklerle karşılaşacağım. Umarım... Herkes iyi olsun...