Rus Ordu Korosu''nun Vitaly Kuznetsov yönetiminde Aspendos''ta verdiği konseri TRT 2''de izledim. Öyle müthiş, harika, muhteşem gibi sıfatlar kullanmak istemiyorum. Zaten böylesi sıfatlar basmakalıp değerlendirmelere girdiğinden bunları yazılarıma almıyorum.
Bütün o siyasi hesapları ve çabaları da bir yana bırakıyorum ve diyorum ki Rusya''nın o büyük değişimini sağlayan, yani demirperdeyi yıkan güç işte bu tebessümdür, bu insan sıcaklığıdır. Evet bir gülümseyiş, bir merhaba! Güneş gibi doğuveriyor herşeyin üstüne.
Dünyayı çevreleyen bu tebessümün gerisinde Tchaikovski''nin üstün müziğinden halk sanatçılarının ezgilerine, çağdaş edebiyat ustaları Boris Pasternak''tan Soljenitsin gibi dev yazarlara kadar uzanan güçlü Rus sanatının kıvılcımları vardır. Evet komünizmin kudret timsali o koca heykeller sadece ve sadece bu tebessüm karşısında erimiştir.
Daha Sovyetler Birliği parçalanmadan fakat bu olayın kapılara dayandığı günlerde Moskova''da bulunmuştum. Şehri dolaşırken Tolstoy''u, Dostoyevski''yi, Pasternak''ı düşünüyor, bir taraftan da halkı merak ediyordum. Benim gözlemlerimde halk tekrarın tekrarında, bir bakıma gidip gelen karıncalara benziyordu. Ne ki bunların yiyecekleri pek yoktu; durmaksızın Moskova''nın kalbi demek olan Metro''ya biniyor, Metrodan iniyorlardı. Bir yerde satılan bir yiyecek bulurlarsa hemen kuyruk oluşturuyor, alacaklarını alıp gidecekleri yere gidiyorlardı.
Sürekli bu çark dönüp duruyor, sanki yaşamıyorlar da kendilerine verilmiş bir yaşama görevini yerine getiriyorlardı.
Acaba öyle miydi? Yoksa ben mi onları böylesine makinalaşmış olarak görüyordum? Aslında haksızlık etmişim; insan nerede olursa olsun kanıyla, canıyla,
ruhuyla, istekleri ile insandır. Boris Pasternak''ın Dr. Jivago''sunun o koca devrim içersinde neden aşkı merkez aldığını varın bir düşünün. Filmi de çevrilmişti hatırlayın; sinema tarihinin en özenli yapımlarından birisidir o. Kocaman bir ihtilalin karşısında şiir vardı, sevgi vardı. Karlı yollar, Lara''nın telleri yüzüne inen saman sarısı saçları, içe işleyen balalaykalar... Acımasızlık, açlık, kan, zulüm, aşk... "Biz insanız!" diyordu eser her yanıyla.
Ordu Korosu''nun konserini ve asrın bence en iyi dansçılarını seyrederken bunları düşündüm. İyi müziğin, büyük seslerin gerisinde bir büyük sanat birikimi vardır. Güçlü devlet olmak ayrı şey. Eğer geçmişte kültür zenginlikleriniz varsa ve siz bunları ne olursa olsun geleceğe taşıyabiliyorsanız, köklülüğünüzden o zaman söz edilmeli.
Çağdaş müziği, klasik repertuarlarıyla birleştiren, sevimli sempatik Rus sanatçılarını Aspendos seyircisi ayakta alkışladı. Aslında ayakta alkışlamak son günlerde moda haline geldiğinden bu da bir ölçü değil. Ama Türkiye takdirlerini fazlasıyla, coşkuyla ortaya koydu.
Aynı melodiyi farklı yorumlarla söyleyen sanatçılar mı istersiniz, bir şarkının dün ve bugün söyleniş biçimlerini mi... Türk seyircisine sürprizleri vardı orkestra''nın. Tarkan''ın "Şıkıdım"ı ve ardından Onuncu Yıl Marşı ile Beethoven''ın Dokuzucnu Coral Senfonisinden Neşe Kasidesi...
Ben de yüreğimle alkışladım onları; sanatlarını, yeteneklerini ve tabii tebessümlerini de...

