Sizin de tahammül edemediğiniz bazı reklamlar vardır herhalde. Ben bir pırlanta reklamına fena halde takıldım. Baştan sona görüntüler ve diyaloglar rahatsız ediyor beni. Hayır. Pırlantaya karşı değilim, ama o reklamda beni kızdıran birşeyler var.
Duvara yansıyan siyah beyaz görüntü sünnet elbiseli bir çocuğa ait; sonra büyüyüp evlenişi, annesinin yeni geline "Kızım hoş geldin ailemize!" demesi ve gelinin kulaklarına parmaklarına, boynuna takılan pırlantalar... Bir sesin "Sonsuza kadar pırlanta.." deyişi. Duvardaki elle çizilmiş resimleri andıran görüntüler bir reklamda en son başvurulacak yollardan olsa gerek. Son derece sönük, hele pırlanta reklamı için...
Demem o değil. Reklam başarılıdır, değildir o başka konu. Buradaki o pırlantalara dayalı dünyayı bunca yoksulun bulunduğu ülkede benimseyemiyorum doğrusu. Pırlantanın hayatın güvencesi biçiminde yorumu tuhafıma gidiyor. Geleneğimiz pırlantayla devam edecek düşüncesi... Yoksa bu süs aracını isteyen takınacak elbette.
Reklamın bana tuhaf gelişini yadırgayanlar olabilir. Ama bu tablonun karşısına başka bir tabloyu getirmek istiyorum. Acıklı iç burkan bir tabloyu... Bir de duvara şu siyah beyaz resim yansımış olsa neler düşünürdünüz? Bakın bir üniversiteli genç harç parası olan elli milyon lirayı ödeyemediği için intihar etmiş. Yazıklandım bu çocuğa, acısı içimden çıkmadı.
Üniversitede okumanın ölüm kalım meselesi gibi algılandığı tek ülke olan Türkiye''de geleceğini kuracak, belki ülkeye önemli hizmetler verecek bir gencin hayatı elli milyonu olmadığı için sönüyor. İşte o zaman "Pırlanta sonsuza kadar..." sözü yüreğinizi sızlatır, içinize kor olup düşer.
Bu çocuğun yaşamasına bir elli milyon yetecekti demek? O zaman kim feda etmezdi elliyi yüzü? O kadar da değil; birileri üstlenemez miydi bu çocuğun tahsilini? Bir insan bu kadar büyük derin bir yalnızlıkla kuşatılmış olabilir mi?
Kadın alışverişten gelmiş, buzdolabına belki altı deve yükü yiyeceği hababam dolduruyor. Dolap da dolapmış habire alıyor, kabul ediyor, zaten maksat dolabın onca yiyeceği alabilecek kapasitede olmasının anlatılmasıdır.
İşte beni öfkelendiren reklamlardan biri daha... Bu tabloyla birlikte varlıklı bir ailenin alışveriş tablosu çıkıyor ortaya. "E ne var bunda" diyenler olabilir. Geliri dengeli nüfusu az bir ülkede belki garipsenmeyebilir; ama burada ekmeğine katık bulamayan insanların var olduğunu düşünürsek... Sonra da tahsili için elli milyonu bir araya getiremeyen ve intihar eden genci...
Ölüm çare miydi? Hiç mi umut yoktu? Bütün kapılar kapalı mıydı? Elli milyon bazılarının günlük harcamaları içinde ne tür bir değeri ifade ediyordu? Yokluğu görüp de varlıktan söz etmek gülünç geliyor bana.
İnsan birşeylere, işte bu tür acıları ortadan kaldırmak için sahip olmalı diye düşünüyorum.

