Türkiye''de vatandaş denince, kendine yetmeğe çalışan, dar gelirli, ama vatandaşlık görevlerini ihmal etmeyen insanlar akla gelir.
Türkiye''de vatandaşlık kavramı vermekle yan yana iç içedir.
Türkiye''de vatandaş "vur abalıya!" deyiminin taşıdığı anlamla birlikte hatırlanır...
Vergi ödemede en çok onun canı yanar, onun ayağı tökezler. Usulden şaşmaz, değerlerine sadıktır. Ötedenberi üç kuruşu bir araya getirip, ondan artırıp bundan artırıp, eksiğini gediğini gidermeye çalışır.. Türkiye''de vatandaş böyle tarif edilir, böyle bilinir.
Ama bakın Türkiye''de elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan milyarlar, trilyonlar kazananlar da vardır. Onlar da vatandaştır. Lâkin bir gülüş, bir yan bakış, bir boyun kırış, bir vücut döndürüş saniyeler içersinde bunların para kazanmalarına yeter de artar.
Televizyondan öğrendim; manken ve oyuncu Hande Ataizi kalçasına takılan mücevherlerle podyumda bir gidip gelmeyle milyarlar kazanmış... Daha önce de Sibel Can''ın yarım dönüşüyle geçen saniyelerde kazandığı parayı gariban vatandaşın kaç senede kazanabileceği sergilenmişti.
Diyelim ki yazarsınız, bir eser yazıyorsunuz, hem de sanat değeri yüksek bir eser, ama günlerce gecelerce uğraşıp yazdığınız esere ödenen telif, bir şarkıcının ya da mankenin yarım dönüşü kadar dahi etmiyor. Türkiye''de bu tuhaflıklar olabiliyor. Örnekleri çoğaltabilir, karşılaştırmayı öteki mesleklerle de yapabilirsiniz.
Ekonomiyle fazla halleştiğim yoktur ama, ülkemizde pasta yiyenlerle ekmek bulamayanlar trajedisinin öteden beri yaşandığını kavramak için sanırım İktisat Fakültesi''ni bitirmiş olmak gerekmiyor.
Belki de hiçbir ülkenin vatandaşı buradaki kadar ezilmedi. Bir de bu yetmezmiş gibi ağır vergilerle, zamlarla daha da posası çıkarılmaya uğraşılıyor. Hadi kazanç adaletsizliği var bari vergi adaletsizliği olmasın.
Herkes de bilir ki bu ülkenin çoğunluğu ya fakir ya da orta tabaka insanlarıdır. Siyasiler iktidara seçim meydanlarında hep "halk..halkımız!" diye diye geliyorlar. "Yoklukla, yoksullukla mücadele edeceğiz! Halkın sıkıntılarını gidereceğiz! Refah seviyesini yükselteceğiz!" vaadlerinde bulunuyorlar. Ama düzen her zamanki gibi yine sırtı pek''lerden, imtiyazlı sınıftan yana devam ediyor.
Aslında muttasıl aynı hikayedir anlatılan. Sırtlar sıvazlanır, umut sokulur yüreklere. Sonra? Sonrası şu:
"Acaba ne yapsak ne etsek de yoklukların krizlerin acısını vatandaştan çıkartsak?"
Bu, hep böyle olmuştur. Hani Nasrettin Hoca üzüm yüklü eşeğiyle yolda giderken karşısına çocuklar çıkmış. Hepsi de üzüm istemişler hocadan. Hoca bakmış hepsine birer salkım verse, üzümü bitecek. O yüzden tutmuş, herbirine birer tane üzüm vermiş. Çocuklar şaşkın, Nasreddin Hocanınsa cevabı hazır: "Ne farkeder canım, ha bir tane, ha on tane... Nasıl olsa hepsinin tadı aynı."
Bizim vatandaşımıza da reva görülen ölçü, zihniyet budur.

