Bir gün Sultan Birinci Ahmed Han rüyâsında; "Avusturya Kralı ile güreş tuttuğunu, fakat kendisinin arka üstü yere düştüğünü" görmüştü. Zâhiren bakıldığında rüyâ çok korkunç idi. Sabahleyin, derhal huzûra getirilen âlimler ve rüyâ tâbircilerinden hiçbiri bu rüyâyı, Pâdişâhı tatmin edecek şekilde tâbir edemedi...
"Sultânımıza cevabımızdır"
Nihâyet Üsküdar''da bulunan Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerinin, bu rüyâyı tâbir edebileceğini arz ettiler. Sultan Ahmed Han bir mektup yazarak, yakınlarından biriyle gönderdi ve tâbir edilmesini ricâ etti. Haberci, mektubu alıp süratle Üsküdar''a geçti. Azîz Mahmûd Hüdâyî''nin kapısını çaldığında, onun içerden elinde bir zarf ile kapıya çıktığını gördü. Habercinin getirdiği mektubu alırken, kendi elindeki mektubu da Pâdişâha verilmek üzere uzattı ve; "Sultânımızın gönderdiği mektûbun cevâbıdır" buyurdu. Mektubu şaşkınlık içinde alan haberci, derhal sultâna ulaştırdı ve gördüklerini anlattı. Sultan Ahmed Hanın gönderdiği mektup, daha açılıp okunmadan cevâbı gönderilmişti...
Bin altın hediye ettiler Ahmed Han, gönderilen bu mektubu heyecanla okudu. Deniyordu ki: "Allahü teâlâ insan vücûdunda arkayı, cansız mahlûklarda ise toprağı, en kuvvetli olarak yarattı. İnsan ile toprağın birbirlerine değmesi, bu iki kuvvetin bir araya gelmesi demektir. Böylece, Pâdişâhımızın arka üstü yere yatması ile bu iki kuvvet birleşmiştir. Dolayısıyla bu rüyâdan pâdişâhımızın, küffâra karşı zafer kazanacağı anlaşıldı."
Pâdişâh bu tâbiri pek beğendi ve; "İşte gördüğüm rüyânın tâbiri budur" dedi. Derhal Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretlerine bin altın gönderdi...

