Sultan İkinci Abdülhamid Han tahttan indirildiği o gün, 66 yaşını 7 ay ve 7 gün geçiyordu... Dışarıda bekleyen İkinci Ordu Kumandanı Hüseyin Hüsnü Paşa, İstanbul Merkez Kumandanı Albay Galip Bey ve eski Padişahı Selanik''e götürmek üzere muhafız tayin edilen Kurmay Binbaşı Ali Fethi Bey duydukları ses üzerine başlarını çevirdiler. Elinde sadece küçük bir çanta olan Sultan İkinci Abdülhamid Han kapıda görünmüştü. Binbaşı Fethi Bey hemen ilerledi. Selâm verdikten sonra en öndeki arabanın kapısını açtı. Atını Padişahın arabasına doğru yaklaştırdı:
Talat Paşa''nın talimatları! - Hareket ediyoruz efendimiz, ferman-ı şahaneleri olacak mı? diye sordu. Hakan-ı sabık, sakin ve vakur bir şekilde, Osmanlı Devleti tarihindeki bu önemli devreyi, kalın ve tesirli sesiyle, şu sözlerle başlattı: - Cenab-ı Hak yolumuzda muînimiz olsun... Kırbaçlar şakladı. Arabalar karanlığa doğru hamle yaptılar... Sirkeci''ye varıldığında 6 vagonlu katar hazır bekliyordu. İstasyonun müdüriyet bölümünde bekleyen Talat Paşa, Fethi Beye son talimatları da verdi. Selanik''e kadar hiç durulmadan yol alınacaktı... Nihayet tren hareket etti. Saatler, gece yarısından sonra biri gösteriyordu... Bütün gece ve ertesi gün yola devam edildi. Edirne''den sonra Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe, Drama ve Serez istasyonları geçildi. Verilen talimat gereği Selanik''ten bir önceki Kılkış İstasyonunda duruldu. Fethi Bey eski Padişahın vagonuna giderek, Alâtini Köşkü''ne arabalarla gidileceğini arz etti. Vagondan inen eski Padişah, bütün aile fertleri arabalara bininceye kadar ayakta bekledi, en son olarak baştaki arabaya bindi. Atlı askerlerin refakatinde, gece karanlığında yola düşüldü...
Bir Padişahın gözyaşları... Alâtini Köşkü''nün bahçesine girdiklerinde Selanik''te yatsı ezanları okunmaya başladı. Sultan, eliyle dışarıdakileri selâmladı ve içeri girdi. Pencereleri tahta kepenklerle sıkı sıkıya kapalı köşkün kapıları da üstlerine kapanarak kilitlendi... Yaşlı Sultan namazını kılıp koltuktan bozma yatağına uzanırken, 3.5 yıl kalacağı bu yerde geçecek hayatının nasıl olacağını anlamış bulunuyordu. Tek bir mumun aydınlattığı odada için için ağlıyordu. Ama kendine değil, ülkesinin içine düştüğü karanlığa...

