-Ya ben bu adam için işaret dili öğrendim. Öyle seviyordum yani.
***
Gerçekten de Handan ile Nedim birbirlerini ilk gördüklerinde âşık olmuşlardı. Nedim, defterdarlığın hukuki işlerine bakan Muhakemat Müdürlüğü emrine doğudan tayinle gelmişti.
Daha geldiği gün Muhasebe Servisinden Handan ile koridorda karşılaşmış, onun hangi büroya girdiğini öğrenmek için takip bile etmişti.
Birisinin sigara içmesine sevineceğim hiç aklıma gelmezdi.
Sonraki günlerde sigara içerlerken tanışmış, sohbet etmiş, birbirlerinden hoşlanmışlardı.
Ve sonrasında Handan Nedim'e daha bir bağlanmış, öyle ki, onu göremediği saatleri yaşamıyor saymış, sonunda da onun servisine yatay geçişi sağlamıştı.
İşte bahsettiği "işaret dili romantizmini" de burada yaşamışlardı.
Yirmi küsur insan içinde konuşmaları zor oluyor diye, nereden aklına esmişse Nedim bu fikri ortaya atmıştı; "Engellilerin konuşma dili var ya, işaret dili, ona gidelim. İnternete baktım, hafta sonları kurs veren bir yer buldum."
Biraz şamata, biraz da romantizmin tetiklediği bu girişimleri işe yaramıştı; resmî dairenin "soğukluğunu", mükelleflerin kalabalığını el kol hareketleriyle eğlenceye dönüştürebiliyorlardı.
***
Bu kadar da değil; Nedim "yememiş içmemiş" altı kişi ile havalanan helikopter-taksiye yarım saat Boğaz turu için 420 euro vermişti o tarihte...
***
Fotoğrafçıya iki öğrenci girince öfkeli yakınmasına ara verdi Handan...
İsmet:
-Afedersin, deyip perdeli bölmeden içeri girdi.
Handan sigara yaktı. Çantasının fermuarı hazır açıkken boşa gitmesin diye küçük aynasını çıkarıp yüzünü kontrol etti. İnce başparmağıyla zaten düzgün olan kaşlarını bir kez daha düzeltti. Dudaklarının kenarlarını sildi. Saçına lüzumsuzca dokundu.
İsmet, onlarca fotoğrafı sokuşturduğu üzeri camlı küçük masasına döndüğünde Handan meselenin can alıcı yerini bir kez daha anlattı:
-Ay, şoke oldum. Uyuduktan sonra pek kalkmam aslında... Dün akşam su içmeye kalkacağım tuttu. Baktım adam oturma odasının ışığını söndürmüş. Kanepede uzanmış... Ekrandaki görüntüleri sana anlatamam. İğrenç...
-Neyse, neyse, dedi foto İsmet. Bunun için yuvanı dağıtacak değilsin.
-Ay, senin bu kadar basite almana inanmıyorum. Adam benden soğumuş ve arayışa başlamış demek ki...
***
Bir akşam öncesine dönersek... Hemen her akşam olan olmuştu aslında; karısı saat yirmi üç civarında yatıyordu. Nedim ise haber, tartışma, spor... ekranda "kafasına göre" bulduğu bir programa takılıyor, karısından bir iki saat gecikmeli giriyordu yatağa...
Ertesi gün hafta sonu tatili olduğu için televizyon izleme faslını uzatmıştı Nedim...Karısı su içip kocasının bulunduğu oturma odasına kafasını uzattı:
-Yatmıyor musun?
Kocası uyuklamıştı bile... Kadın ekrana baktı.
-Ay, rezalet! Diye elini ağzına götürdü. Gerçekten de TV'de müstehcen görüntüler vardı.
***
Nedim, gece yarısı uyanıp yatağına gitmiş, şimdi de tatil gününün tembelliği ile uyumaya devam ederken, karısı, foto İsmet'le dertleşiyordu.
***
Oysa Nedim o gece oynanan ve Türk kanalından şifreli yayınlanan Şampiyonlar Ligi maçını yabancı bir kanaldan bulmuş, ancak izlerken uyuyakalmıştı.
Sonrasındaki müstehcen yayından haberi yoktu.
***
-Yine de ağız tadını bozma, diye aynı nasihati etti foto İsmet.
Ve kadın yine aynı tepkiyi verdi:
-Ay senin bu kadar basite almana inanamıyorum aşkım!

