Bağdat Valisi Zülfikar Han''ın bir haberden dolayı neşesi kaçmıştı. Kendi kendine şöyle söylendi:
"Olamaz, bu namertliktir. Evet, İran Şahı Tahmasb beni Bağdad Valisi olarak tayin etti. Ben de hizmet diye buna ''kabulümdür'' dedim... Dedim ama şart koştum: ''Şahım... Müslümanlara hizmet olsun diye Bağdad Valiliğini kabul ederim. Lakin siz de hak verirsiniz ki, Osmanlı''ya zarar verecek bir harekete asla iştirak etmem. Çünkü ben bir Türkmen aşiretine mensubum!'' Evet, Şah benim bu şartlarımdan belki hoşlanmamıştı, ama Bağdadlılar beni Türk olduğum için sevdiklerini, oraya vali olduğum takdirde şehirde bir huzursuzluk çıkmayacağını iyi biliyordu. Fakat Şah sözünde durmadı. Bağdadlıları Osmanlı üzerine saldırıya hazırlıyor ve saraya casuslar koyarak beni bertaraf etmeye çalışıyordu!.."
"Anlaşmayı sen bozdun!" Zülfikar Han yerinden kalktı ve taraçaya çıkarak kendi kendine şöyle söylendi: "Ey Şah, sen aramızdaki anlaşmayı bozdun. Şimdi ne yapacağımı gayet iyi biliyorum!.." Nitekim ertesi gün pek cür''etkârâne bir emir verdi. Osmanlı Sultanı Süleyman Han adına bütün camilerde hutbe okunmaya başladı ve Osmanlı devleti adına para bastırdı. Kapılarda ve surlarda tertibat alırken, Bağdad şehrinin anahtarlarını da İstanbul''a gönderdi. Hünkara itaatini arzederek asker istedi. Zira hemen hiç askeri yok gibiydi. Şehirdeki 300 kadar Türk ve 600 kadar Arap askeri Bağdad''ı korumaktaydı. Bu hareket gerçekten delice bir şeydi!
Zülfikar Han iyi niyetliydi fakat ne yazık ki pek zamansız hareket etmişti. Zira Osmanlı Sultanı Süleyman Han bu esnada Budin Seferine çıkmıştı. Bu yüzden uzunca bir müddet Bağdad''a asker gönderemezdi! Bu durumu fırsat bilen İran Şahı Tahmasb, 1529 yılı baharında Bağdad üzerine sefere çıktı ve haziran başlarında Bağdad önlerine geldi...
"İran ordusu gelip çattı"
Zülfikar Han, sabah namazı için kalktığında şimal tarafında büyük bir aydınlık gördü. Tam bu sırada kapı vuruldu ve içeri, Bağdad''daki küçük Türk kuvvetlerinin kumandanı İzzet Ağa girdi: -Efendim, dedi: İran ordusu gelip çattı. Şimal tarafında meşalelerini yakmışlar, şehri muhasaraya hazırlanırlar. Bizimkilerden yüzelli kişilik bir kuvvet ayırdım. Düşmana saldırmak üzere münasip bir yerde bekliyorlar. Diğer Türkmen yiğitlerini de gönüllü Bağdad milislerinin başında hazır ettim. Emrinizi bekliyoruz! İzzet Ağa, namlı bir serhad akıncısıydı, ancak bir orduyla nasıl başa çıkabilirdi ki?!..

